Imitrex

Diyet Ve Kadın

Sağlık Kütüphanesi

Archive for the ‘KANSER ÖNCÜLÜ HASTALIKLAR’ Category

Over (yumurtalık) kanseri

Jinekolojik kanserleri içinde en geç tanısı konabilen ve bu nedenle en fazla ölüme sebebiyet veren kanser türü olması nedeni ile ayrı bir öneme sahiptir. Kadın kanserlerinn %4′ünü, genital kanserlerin ise %23′ünü meydana getirir. Her 100 kadından 5′i over kanseri nedeni ile yaÅŸamını kaybeder.Over kanseri tanısı konan kadınlarda 5 yıllık yaÅŸam % 35 civarındadır.EndüstrileÅŸmiÅŸ ülkelerde daha fazla görülür. Bu çevresel faktörlerin etkisini düşündürmektedir.
Her yaÅŸta görülebilmesine raÄŸmen en fazla 45 yaşından sonra rastlanır.75-79 yaÅŸlar arasında pik yapar. Menopoz öncesi dönemde over tümörlerinin sadece % 7’si kanserken bu oran menopoz sonrası %30′a çıkar. Over dokusu pek çok deÄŸiÅŸik hücreyi barındırır. Kanserin köken aldığı hücre türüne göre de görülme yaÅŸları ve oranları deÄŸiÅŸir. Overin ve diÄŸer tüm dokuların ana yapısını oluÅŸturan epitel hücrelerden köken alan tümörler en sık görülen tümürlerdir. Menpopoz sonrası kanser teÅŸhisi konan vakaların % 80′i epitheliyal tümörlerken, 20 yaÅŸ altında teÅŸhis edilen vakaların % 60′ı germ hücreli yani embryonik döneme ait hücreler ile ilgili tümörlerdir.

Risk Faktörleri
Hormonal, ailesel ve çevresel faktörlerin over kanseri geliÅŸmini etkiledikleri düşünülmektedir. Sık ve fazla sayıda kesintisiz bir ÅŸekilde yumurtlama olanlarda kanserin daha fazla görüldüğü bilinmektedir. Buna göre hiç gebe kalmamışlarda risk daha fazlayken doÄŸum yapanlarda risk 1/2 ile 1/4 oranında azalır. Yumurtlamayı baskılayarak etki eden doÄŸum kontrol hapları da kanser görülme sıklığını belirgin derecede azaltır. Yani inanılanın aksine OK’ler kanser yapmadığı gibi kansere karşı koruyucu rol oynarlar.Buna karşılık menopoz sonrası dönemde eÄŸer progesteron eklenmeden tek başına östrojen verilirse over kanseri riskinin arttığı iddia edilmektedir. Birinci derece akrabalarında over kanseri olanlarda hastalığın daha sık görülmesi genetik bir faktörün etkisini düşündürmektedir. Bu gözleme yönelik çalışmalar sonucu meme ve over kanserine neden olduÄŸu saptanan bazı genler bulunmuÅŸtur.

Sınıflama
Over kanserleri köken aldıkları hücre türüne göre 5 ana sınıf altında toplanırlar. Bunlar epitheliyal tümörler, germ hücreli tümörler, stromal tümörler (yumurta hücresi ve follikülden köken alan), nonspesifik bağ dokusu hücrelerinden köken alan tümörler ve başka bir organdan metastaz yolu ie gelen tümörlerdir. Yumurtalık kanserleri ayrıca malign ve borderline olarak da sınıflanır. Malign kötü huylu demektir. Borderline tümörlerin ise histolojik davranışları selim ve malign arasında bulunur. Bu tümörler malign olanlara göre daha genç yaşlarda görülürler, hastalığın gidişatı çokdaha iyidir.

Epitheliyal tümörler de kendi aralarında yine köken aldıkları epitheliyal hücrelere göre sınıflandırılırlar. Bunların %50-75′i seröz kistadenokarsinomlardır.Daha sonra sırasıyla müsnöz, endometrioid, brenner gibi tümörler gelir.

Klinik
Over kanserinde erken tanı son derece zordur. Çünkü çoğu zaman şikayetler belirgin değildir. Karın ağrısı , şişkinlik, hazımsızlık erken devredeki belirtilerdir. İleri evrelerde ise komşu organlara ait bası bulguları, karın ağrısı, pelviste kitle ve aşağı doğru bası hissi, vajinal kanama gibi spesifik olmayan şikayetlerdir. Hastayı doktora götüren en sık şikayet ise aşırı derecede karın şişliğidir.Bu şişliğin sebebi çoğu zaman karın içerisinde sıvı birikimi yani asittir.

Tanı
Muayeneler esnasında özellikle menopoz sonrası kadınlarda pelvik alanda kitle saptanması over kanserini düşündürmelidir. Ultrasonografide çift taraflı ovarian kitle, 8 cm’den büyük kitle ile muayende bu kitlenin hareketli olmaması tanıyı destekler. Ayırıcı tanıda myomlar, normal ve anormal gebelikler ve diÄŸer komÅŸu organ kanserleri ekarte edilmelidir. Over kanseri düşünülen hastalarda aile öyküsü dikkatli alınmalı, iyi bir sistemik ve jinekolojik muayene yapılmalı, özellkle genç hastalarda smear tetkiki elde edilmelidir. Ayrıca damarlanmanın tespiti açısından doppler ultrason ile komÅŸu organları incelemeye yönelik radyolojik tetkikler yapılmalıdır. Manyetik rezonans ve bilgisayarlı tomografi kitlenin daha iyi incelenmesine olanak saÄŸlar.Over kanseri tanısını güçlendiren ve bu konuda hekimlere son derece yardımcı olan bir baÅŸka tetkik de tümör belirteçleridir.

Tümör Belirteçleri
Tümör belirteçleri kabaca normal dokularda fazla miktarda bulunmayan ancak malign dokulardan kana salınan maddeler olarak tanımlanabilir. Kullanılan ya da araştırma safhasında olan pekçok belirteç olmasına rağmen ideal bir tümör marker henüz saptanamamıştır. Over kanserinde en çok işimize yarayan Ca 125 adı verilen belirteçtir. Over bölgesinde şüpheli bir kitle bulunan kadınlarda yüksek saptanması tanıyı destekler.Ancak sigara içimi, erken gebelik, endometriozis gibi hastalıklarda da yükselebilmesi güvenilirliğini kısıtlar.

Evreleme
Over kanserinde evreleme cerrahi olarak yapılır.Bu işlem esnasında karın boşluğu orta hattan göbek üstüne kadar uzanan bir kesi ile açılır. Önce karın sıvısından örnek alınır.Daha sonra karın boşluğu gözle ve elle incelenir. Omentum adı verilen karın boşluğundaki organları çevreleyen yağ dokusu çıkartılır.Tümör dokusu mümkün olduğunca çıkartılır. Eğer sadece tek overde ise o over çıkartılır hastanın yaşı genç ise diğer overden biopsi alınır ve ameliyat esnasında patolojik incelemeye tabii tutulur. Eğer o overde de tutulum varsa rahim ve yumurtalıklar tamamen çıkartılır.Takiben pelvik alandaki ve aort damarı etrafındaki lenf düğümleri mümkün olan en fazla sayıda çıkartılmaya çalışılır.

Tedavi
Over kanserinin tedavisi birçok branştan hekimin bir arada davranmasını gerektirir. Bunlar jinekolog, onkolog, radyoterapist, kemoterapist, patolog, dietisyen ve psikiyatristtir.Tedavi kabaca cerrahi ve cerrahi olmayan olarak ikiye ayrılır. Bazen klinik olarak bulgu vermeyen vakalarda başka bir nedenden dolayı yapılan ameliyat sonucu şans eseri over kanseri tanısı konabilir. Bu gibi durumlarda evrelemeyi tamamlamak için hastanın yeniden ameliyat edilmesi gerekir. cerrahi sonrası ise kemoterapi ve radyoterapi yaygın olarak uygulanır.Günümüzde heniz deneme aşamasında olan bazı hormon ve allerjik tedavilerde vardır.

Son zamanlarda ikinci bakı cerrahisi kavramı over kanseri tedavisinde giderek popülerite kazanmaktadır. Buna göre cerrahi ve kemoterapiyi takiben hasta ikinci kez ameliyat edilir ve yeniden durum değerlendirmesi yapılır.

Prognoz
Prognozda en önemli faktör hastalığın evresidir.Buna göre Evre 1 de 5 yıllık yaÅŸam % 70, evre 2 de %25, Evre 3 de %18 ve evre 4 de %0′dır.

Serviks Kanseri

İnvazif serviks kanseri (yayılım gösteren rahim aÄŸzı kanseri) uzun yıllar Dünya’da en fazla görülen kadın genital sistem kanseri olmuÅŸtur. Ancak smear gibi tarama yöntemlerinin yaygınlaÅŸması ile görülme sıklığı giderek azalmaktadır.20 ile 80 yaÅŸ arasında bütün kadınlarda görülebilir.En çok Kolombiya’lılarda en az ise İsrail’lilerde görülür.

Risk Faktörleri
Uzun yıllar serviks kanserinin cinsel temas ile bulaşan bir hastalık olduğu düşünülmüştür. Buna sebep 1842 de bir araştırmacının rahibelerde bu hastalığın ortaya çıkmadığını gözlemlemesidir. 1953 yılında yapılan bir çalışmada hayat kadınlarında görülme sıklığının normal kişlere göre daha fazla olduğunun saptanması bu fikri güçlendirmiştir.Monogamik yani tek eşli yaşamın ağır bastığı Müslüman ülkelerde Yahudilerde ve koyu katoliklerde de az görülmesi yine bu fikrin lehinedir.Ancak bu toplumlardan gelişmiş ükelere göç edenlerde hastalığın artış göstermesi çevresel faktörlerin de etkisini gündeme getirmektedir. Cinsel yaşamın 20 yaşından önce başlaması, 2 den fazla partner, düşük sosyoekonomik düzey, partnerin birden fazla kişi ile cinsel temasda bulunması, HSV ve HPV türü virüsler risk faktörlerini oluşturur. Sigara da önemli bir risk faktörü olarak karşımıza çıkmaktadır. Fazla sayıda doğum yapmak ve erkeğin sünnetsiz olmasının da riski arttırdığı öne sürülmektedir. Ancak bu düşünceler popüleritesini kaybetmektedir.

Belirtileri
Erken dönemde (CIN aşamasında) yakalanmayan serviks kanseri ilerlemeye başlar ve klinik bulgu vererek karşımıza çıkar.En sık görülen yakınma anormal vajinal kanamalardır. Kanserli dokuda damarlanma arttığı için dokunma ile cinsel ilişki, muayene gibi durumlarda kanama başlar.Canlılığını kaybedeb doku nedeni ile kötü kokulu pis bir akıntı ortaya çıkabilir. İlerlemiş vakalarda durdurulamayan kanamalar görülür. Hastalığın yayılımına bağlı olarak böbrek yetmezliği görülür ve bu en sık rastlanılan ölüm nedenidir. Klasik olarak ağrısız kanama ve et suyu kıvamında akıntı serviks kanserini düşündürmelidir.

Evreleme
Optimal bir tedavi için hastalığın evresinin tam ve doğru olarak saptanması gerekir. Bugün için kabul edilen evrelemede 5 kademe kullanılır. En erken evre Evre 0, en ileri evre de evre 4 dür. Burada uzak organlara metastaz (yayılım) bulunur. Her evre kendi içinde alt evrelere ayrılır (Evre 1a1, Evre 2a gibi). Evreleme klinik olarak, yani muayene, sistoskopi (mesanenin gözlenmesi), rektoskopi, ilaçlı böbrek filmi (IVP), radyografi ve bilgisayaralı tomografi sonuçlarının bir arada değerlendirilmesi ile yapılır. Ultrasonografinin evrelemedeki rolü sınırlıdır. Bazı yazarlara göre de uygun bir evreleme için cerrahi olarak hastayı değerlendirmek gerekir. Ancak bu fikrin taraftarı azdır.

Tedavi
Tedavide prensip olarak Evre 2b ve üzerindeki hastalara ameliyat yapılmaması fikri hakimdir. Evrelere göre önerilen tedavi şekilleri şunlardır:

Evre 0 Konizasyon veya basit histerektomi (rahim alınması)
Evre 1a1 Lenf ve damar yayılımı yoksa Konizasyon veya basit histerektomi
Evre 1a2- Evre 2a GeniÅŸ ve radikal histerektomi
Evre 2b ve üstü Radyoterapi

Günümüzde uygulanan radikal histerektomi oldukça büyük bir ameliyattır. Amaç kanseri sınırlarının ötesinde sağlam dokulardan da geçerek damarları ve lenf yolları ile birlikte çıkarmaktır.Eğer bunda başarılı olunamayacaksa radyoterapi uygulamak cerrahiden daha iyi sonuçlar verir. Bazı yazarlara göre de hastalığın evresi ne olursa olsun 50 yaşından büyük hastalar cerrahi yerine radyoterapi ile tedavi edilmelidirler, ancak bu fikrin savunucuları giderek azalmaktadır. Bu azalmanın nedeni anestezi alanındaki gelişmelerdir.

Tedavide yaygın olarak kullanılan bir başka yöntem de cerrahiye ek olarak radyoterapi uygulamaktır. Radyoterapi serviks kanserinin her evresinde kullanılabilir. Burada amaç cerrahi ile ulaşılmayan kanserli hücrelerin tahrip edilmesidir.

Son yıllarda serviks kanserinde kemoterapi de denenmektedir ancak yararı hala daha tartışmalıdır.

Hastalığın gidişatı ve sağkalım
Serviks kanserinde prognoz yani hastalığın gidişatı pekçok faktöre bağlıdır. Bunlar hastalığın evresi, lenf nodu tutulumu, tümörün büyüklüğü, damar tutulumu, hücre tipi, hücrenin DNA içeriği gibi faktörlerdir. Hastalığın evresine göre 5 yıllık sağkalım oranları şu şekildedir.

Evre 1 % 85
Evre 2 % 66
Evre 3 % 39
Evre 4 % 11

Hastalığın takibi esnasıda nüks ortaya çıkarsa prognoz çok kötüdür ve hastaların %80′i kaybedilir. Nüksler genelde ilk 2-3 yıl içinde görülür. 5 yıldan sonra oldukça nadirdir.

Serviks kanseri son derece öldürücü ve tedavisi güç bir hastalık olmasına rağmen düzenli kontroller sayesinde çok erken dönemde fark edilebilen ve kolaylıkla hatta çoğu zaman ameliyata bile gerek kalmadan tedavi edilebilen nadir kanserlerdendir.

LEEP iÅŸlemi- Elektrokonizasyon

Yakın bir geçmişe kadar PAP smear testi sonucu rahim ağzında intraepitheliyal lezyon saptanan hastalarda yakma ya dondurma işlemi uygulanırken günümüzde elektrocerrahi teknikler kullanılmaktadır. Smaer sonucu CIN saptanan hastalar ağrısız ve güvenli bir şekilde tedavi edilebilmektedirler.

LEEP iÅŸlemi nedir?
Belki de hayatınızda daha önce hiç duymadığınız LEEP sözcüğü rahim aÄŸzının kötü huylu hastalıklara dönüşebilen öncül lezyonlarının tedavisinde kullanılan bir tekniÄŸi anlatır. Lazerden daha yeni bir teknoloji olan LEEP Loop Electrosurgical Excision Procedure cümlesinin kısaltılmış halidir. Bu cümleyi Türkçeye Elektrocerrahi olarak halka ÅŸeklinde çıkartma iÅŸlemi olarak çevirebiliriz. LEEP PAP smear sonucunda anormallik saptanan kadınların rahim aÄŸzındaki deÄŸiÅŸimin kesin tanısını koymak ve tedavi etmek amacıyla yapılır. İşlemi alatmak için baÅŸka kısaltmalar da kullanılmaktadır. ÖrneÄŸin iÅŸleme Britanya’da LLETZ (Large Loop Excision of the Transformation Zone) adı verilir. Ayrıca LLEC (Large Loop Excision of the Cervix), Loop Cone Biopsy ÅŸeklinde de ifade edilmektedir. Tüm tanımlamalar elektrik enerjisi ile çalışan ve halka ÅŸeklinde bir telden oluÅŸan oldukça basit bir cerrahi alet ile gerçekleÅŸtirilen bir operasyonu anlatmaktadır. Bu alet yardımıyla rahim aÄŸzındaki deÄŸiÅŸim gösteren alan hızlı, etkili ve aÄŸrısız bir ÅŸekilde çıkartılmaktadır.

LEEP kimler için uygun bir işlemdir?
PAP smear sonucunda CIN ya da SIL saptanan kadınlar LEEP için uygun adaylardır. Günümüzde LEEP bazı hastalıklarda kullanılan rahim ağzını yakma, dondurma ya da laser ile tahrip etme gibi pekçok geleneksel tedavinin yerini almıştır. Diğer işlemlerin aksine LEEP ile doku tahrip edilmeden çıkartılır ve bu sayede tedavi sağlanırken tanıyı patolojik olarak konfirme etme olanağı da doğar. Özellikle rahim ağzı kanserinin başlangıç yeri olan servikal kanalı başladığı bölgenin de LEEP ile çıkartılması bir diğer üstünlüğüdür.Tam ve yeterli bir tanı için bu alanın incelenmesi elzemdir.

LEEP nasıl yapılır?
LEEP cerrahi bir işlem olmakla birlikte ayaktan cerrahi işelmeler sınıfına dahil edilir. Muayenehane şartlarında lokal anestezi ile yapılabileceği gibi genel anzestezi ile de yapılabilir. Rahim ağzında ağrı hissini taşıyan sinirler olmadığı için hasta işlem sırasında acı duymaz. İşlem sonrası hastanede yatış gerekmez ve hasta hemen normal hayatına dönebilir. İşlem yaklaşık 3-4 dakika sürer. Hasta jinekolojik pozisyonda yatar iken vajinaya spekulum adı verilen muayene aleti yerleştirilir ve rahim ağzı görülür. Elektirk akımının güvenli akışını sağlamak için hastanın bacağına bir topraklama pedi yapıştırılır. Daha sonra ucunda elektrik akımını ileten yarım halka şeklinde bir tel bulunan kaleme benzeyen elektrokoter yardımı ile rahim ağzından bir parça çıkartılır. Bu elektrik akımı hem dokuyu kesmeye hem de geride kalan dokuyu yakarak kanamayı durdurmaya yarar.Çıkartılan materyal patolojik incelemeye gönderilir.Kanamanın devam etmesi durumunda kalemin ucundaki tel çıkartılarak ucu topa benzer bir aparat takılarak kanayan yerler yakılır. Kanamayı durdurmak amacıyla bazı solusyonlar da kullanılabilir. İşlem lokal anestezi ile yapıldıysa hasta hemen kalkarak normal yaşantısına dönebilir. Genel anestezi ile yapılan işlemlerden sonra ise anestezinin etkisi geçene kadar 30-60 dakika ayılma odasında bekler.
LEEP olacak hastaların işelm öncesi özel bir hazırlık yapmaları gerekmez.


LEEP işleminde kullanılan kalem ve ucunda halka şeklinde tel

İşlem sonrası görülebilecek yakınmalar nelerdir?
Her cerrahi müdahalede olduğu gibi LEEP sonrası da bazı komplikasyonlar görülebilir. Yakınmalar genelde oldukça az ve hafiftir.

  • İşlem sonrası koyu kahverengi-siyah bir akıntı olabilir. Akıtının miktarı deÄŸiÅŸken olabileceÄŸinden hijyenik ped kullanılması önerilir. Bazı durumlarda iÅŸlemden 1-2 hafta sonra bile aşırı miktarlarda kanama görülebilir.
  • AÄŸrı nadiren görülen bir yakınmadır. Bazen iÅŸlem günü ve bir sonraki günde adet sancısına benzer kramp tarzında aÄŸrılar olabilir.
  • Adet kanamasından daha fazla kanama olması halinde ya da aÄŸrının bilinen regüler aÄŸrıkesici ilaçlar ile geçmemesi durumunda doktorunuzu haberdar ediniz…
  • LEEP sonrası enfeksiyon geliÅŸmesi çok nadir karşılaşılan bir durumdur.
  • Dikkat edilmesi gereken durumlar

  • İşlem sonrası 3-6 hafta cinsel iliÅŸkide bulunulmamalıdır.
  • Yine aynı süre içinde vajinal tampon kullanılmamalıdır.
  • En az 2 ay süreyle vajinal duÅŸ yapılmamalıdır.
  • 2-3 gün süreyle ağır egzersiden kaçınılmalı, havuz ve deniz girilmememelidir.
  • Kanama devam ettiÄŸi süre içinde sadece ayakta duÅŸ ÅŸeklinde banyo yapılmaldır.
  • Kontroller
    İşlemden 2-4 hafta sonra doktorunuz sizi kontrole çağırabilir. Bu kontrolde amaç rahim ağzının iyileşmesinin değerlendirilmesidir. Daha sonra ise LEEP yapılmasına neden olan durumun tekrarlayıp tekrarlamadığını değerlendirmek için 2 yıl süreyle 3 ayda bir smear yapılması gereklidir.

    LEEP’in uzun dönem etkileri
    İşelmin uzun dönemdeki etkilerini araştıran çok fazla çalışma yoktur. Bununla birlikte rahim ağzında ortaya çıkan hasar yakma ve dondurma işlemlerinde ortaya çıkan hasardan farklı değildir. Bu işlemlerin hiç birisi kısırlık, düşük ve erken doğuma neden olmaz.

    Endometrial Hiperplazi

    Endometrium nedir ?
    Rahimin iç kısmını döşeyen zar tabakasına endometirum adı verilir. Endometirum statik değil, sürekli yenilenme dönemleri yaşayan bir dokudur.Görevi gebelik esnasında gebelik ürününe yataklık etmek ve gebeliğin sonuna kadar onu taşımaktır.

    Endometrium tabakası iki bölümden oluÅŸur. Altta kalan 1/3′lük kısım bazal tabakadır ve yıkılmaz. Üstteki 2/3′lük kısım ise fonksiyonel tabakadır ve gebelik olmadığında dökülerek adet kanaması ile birlikte vücut dışına atılır.

    Fonksiyonel tabaka adet kanamasının bitmesi ile birlikte overlerden salgılanan östrojen hormonunun etkisi ile kalınlaşmaya başlar. Bu döneme proliferasyon fazı ya da folliküler faz adı verilir. Folliküler faz adet kanaması ile birlikte başlar ve yumurtlamaya kadar (ovülasyon) devam eder.Bu devrede hakim olan hormon östrojendir.

    Yumurta hücresi overden atıldıktan sonra geride kalan kısıma corpus luteum adı verilir. Korpus luteum progesteron adı verilen hormonu salgılar. Progesteronun bir görevi de endometiumun daha fazla kalınlaşmasına engel olmaktır. Progesteron etkisi ile endometrial dokular artık büyümez fakat gelişmiş olan dokuların olgunlaşması ve sıvı salgılaması başlar. Endometriumun progesteron etkisindeki bu fazına sekretuar faz ya da luteal faz adı verilir.

    Luteal faz yumurtlamadan bir sonraki adet kanamasına kadar olan zamanı temsil eder.Endometriumun dökülmeden durabilmesi östrojen ve progesteron adlı bu iki hormona bağlıdır.Gebelik oluşmadığında corpus luteumdan olan progesteron salgısı kesilir ve endometriumun desteği ortadan kalktığı için doku dökülmeye başlar. Alttaki küçük kan damarları açığa çıkar ve kanama olur. Bu esnada yumurtalıklarda yeni yumurta gelişimi başlamıştır ve buradan yine östrojen hormonu salgılanmaktadır. Östrojen etkisi ile endometrium hızla iyileşmeye ve yeniden büyümeye başlar. Bu döngüsel değişim menopoza kadar bu şekilde devam eder. Progesteronun bu şekilde östrojeni bloke ederek endometium değişimlerini önlemesine karşılanma adı verilir. Progesteron yokluğunda ancak östrojen varlığındaki durumda görülen etkiye ise karşılanmamış östrojen etkisi denir.

    Endometrial Hiperplazi
    İlk kez 20. yüzyılın baÅŸlarında Dünya’da jinekolojinin önemli isimlerinden biri olan Dr. Cullen endometium kanserine dönüşebildiÄŸini saptadığı bir histolojik durum tanımladı. Cullen’in açtığı yoldan ilerleyen diÄŸer araÅŸtırmacılar bu tabloya endometiral hiperplazi adını verdiler ve 1947 yılında Dr.Gusberg bu hastalığın sınıflamasını yaptı.

    Endometrial hiperplazi olarak tanımlanan bu tablo, fazla östrojen aktivitesine bağlı olarak endometriumu oluşturan hücrelerin ve salgı bezlerinin normalden fazla büyüdüğü, ve çeşitli aşamalardan geçtikten sonra habis değişikliğe uğrayabildiği kanıtlanmış bir hastalıklar grubudur.Hiperplaziden sorumlu tutulan progesteron ile karşılanmamış östrojen aktivitesidir. Bunun en önemli nedeni anovülasyon yani yumurtlamanın olmamasıdır. Anovülasyonun en tipik nedeni polikistik over hastalığıdır. Ayrıca dolaşımdaki östrojenin fazla olduğu şişmanlık, karaciğer hastalığı, östrojen salgılayan tümörler gibi faktörlerin varlığında da endometrial hiperplazi daha sık görülür. Dışarıdan östrojen verilen ancak buna progesteron eklenmeyen vakalarda (menopoz sonrası bazı tedavi protokollerinde olduğu gibi) normalden 4-5 kat fazla sıklıkta hiperplaziye rastlanmıştır. Endometrial hiperplazide suçlanan bir başka faktör de endometrium dokusunun östrojene olan duyarlılığının artmasıdır.

    Sınıflama
    1947 yılında Gusberg endometrial hiperplaziyi hafif, orta ve ağır olarak ilk kez sınıflara ayırdı. Geçen zaman zarfında hastalığın patolojisinin daha iyi anlaşılması ile sınıflamalarda değişmiştir. Günümüzde kabul edilen sınıflama 1985 yılında WHO (Dünya Sağlık Örgütü, World Health Organisation) ve ISGP (Uluslararası Jinekolojik Patologlar Cemiyeti, International Society of Gynecological Pathologists) tarafından önerilen sınıflama kullanılmaktadır. Sınıflamada temel olarak hiperplazide yer alan hücrelerin durumları esas alınır. Bu sınıflamaya göre endometrial hiperplazi ilk önce basit ve kompleks olarak ikiye ayrılır. Bunlarda kendi aralarında atipili ve atipisiz olarak tekrar ikiye ayrılırlar. Bütün bu tanımlamalar histolojik yani hücre yapısına göre değerlendirmelerdir. Ultrason ya da muayene ile anlaşılmaları mümkün değildir. Atipik hiperplazi de kendi içinde hafif ve ağır atipi olarak yine 2 bölüme ayrılır. Atipisiz hiperplazilerde kansere dönüşüm oranı % 1-3 arasında iken, atipi varlığında bu olasılık %8-29 arasında olmaktadır. Yani atipili hiperplazi bir kanser öncülüdür. Eğer hasta menopoz sonrası dönemde ise kansere dönüşüm olasılığı üreme çağındaki kadınlara göre 5-10 kat fazla bulunmaktadır.Atipisiz hiperplazide kansere dönüşme süreci 10, atipili hiperplazide ise 4 yıl kadar sürmektedir.

    Belirtiler
    Endometrial hiperplazi progesteron ile karşılanmamış östrojen uyarısının bir sonucudur. Böyle bir durum varlığında er ya da geç hiperplazi ortaya çıkacaktır. Uzun süreli östrojen etkisinde olan endometrium kalınlaşır ve kolaylıkla dökülemez, yani hastada adet kanaması olmaz. Bu tür vakalarda en sık görülen bulgu uzun süreli adet gecikmesini takip eden kirli kanamalardır. Bunun dışında menometroraji olarak adlandırılan ara kanamalarla birlikte adet kanamasının uzun sürmesi ikinci sıklıkta görülen belirtidir. Bazı hastalarda ise hiçbir anormal belirti olmaz. Tanı başka bir nedenle yapılan biopsi ya da ameliyat sonrası tesadüfen konur.

    Risk Faktörleri

    Endometrial hiperplazi açısından en fazla risk altında olan kadınlar polikistik over sendromlu kişilerdir. Ayrıca menopoz sonrası sadece östrojen içeren ilaçlar ile tedavi olan kişilerde de risk yüksektir.Kilo fazlası olan kadınların yağ dokusunda az miktarda östrojen sentezlenir. Bu miktar zaman zaman hiperplazi geliştirmeye yeterli olabilir. Menopoza geç girenlerde de risk yüksektir.Yine doğum yapmamış kadınlarda da daha sık görülür. Aile öyküsü pozitif olanlar, şeker hastaları, sosyokültürel düzeyi yüksek kadınlar endometrial hiperplaziye aday kişilerdir.

    Tanı
    Endometrial hiperplazinin kesin tanısı yanlızca yapılan küretaj ve bunun patolojik incelemesi ile konabilir. Yani hastalık klinik bir tablo değil patolojik bir tablodur.Son yıllarda transvajinal ultrasonografinin yaygın kullanımı ile endometrial kalınlık rahatlıkla ölçülebilir hale gelmiştir. Bazı yazarlar endometrium kalınlığının 7 milimetreden fazla olduğu durumlarda tanısal kürtaj yapılmasını önermektedirler.

    Tedavi

    Endometrial hiperplazide şişmanlık risk faktörü olduğundan kişi kilo vermeye yönlendirilmelidir.Eğer hiperplazi polikistik over gibi yumurtlama bozukuğuna bağlı ise altta yatan sebebin giderilmesi sorunu çözebilir. Kesin tedavi, hiperplazinin tipi ve hastanın yaşına göre planlanır. Atipisiz hiperplazilerde eğer kadın üreme çağında ise tıbbi tedavi tercih edilir. Bu hastalarda tanı amaçlı yapılan küretaj aynı zamanda tedavi de sağlar. Küretaj ve 3-6 aylık ilaç tedavisine cevap %90 civarındadır.Menopoz sonrası dönemde ise rahimin alınması en uygun tedavi seçeneğidir. Atipili hiperplazi menopoz sonrası dönemde ya da menopoza yakın yaşlarda saptandığında çok fazla zaman kaybetmeden cerrahi uygulanması bazen son derece önemli olabilmektedir. Çocuk isteyen ancak atipili hiperplazi saptanan kadınlarda ise verilecek karar çok kritiktir. Bunlarda yüksek doz ilaç tedavisi yakın takip altında denenebilir.
    Tipi ne olursa olsun hiperplazilerin tıbbi tedavisi sırasında takip son derece önemlidir. Bu vakalar tedavi sonrası kontrol amaçlı küretaj yapılmalı ve hastalığın son durumu tespit edilmelidir. Gerilemeyen vakalarda cerrahi tedavi düşünülmelidir.

    eXTReMe Tracker
    dövme - tattoo