Imitrex

Diyet Ve Kadın

Sağlık Kütüphanesi

Archive for the ‘GENEL JİNEKOLOJİ’ Category

Meme Başı Akıntıları

Meme başı akıntısı , memede kitle ve ağrı şikayetinden sonra karşımıza çıkan bir sorundur.

Meme ile ilgili nedenlerle polikliniğe başvuran hastalarda bu oran %3-5 olup, bu sebeple meme ameliyatı geçirenlerin oranı ise %7-8’i oluşturmaktadır.Yaş olarak da en sık 25-45 yaşları arasında görülür. Meme başı akıntısı daha çok iyi huylu hastalıklarla birlikte olmasına karşın akıntının bir memeden ya da her iki memeden olması, kendiliğinden veya uyarımla olması, sürekli ya da aralıklı olması, tek bir kanaldan ya da birçok kanaldan akıntının gelmesi, akıntının kanlı veya kansız olması altta yatan olası kötü hastalığı ortaya çıkarmak açısından önemli noktalardır.

Adet döneminin başlamasından itibaren gebelikte,laktasyonda(süt verme dönemi) ve menapoz sonrası dönemde memelerde fonksiyonel(beklenen) ve patolojik(normalin dışında) değişiklikler olur. Bu patolojik değişikliklerden birisi de meme başı akıntısıdır, gebelik ve laktasyon dışında ortaya çıktığında patolojik olarak kabul edilir. Meme başı akıntıları genel olarak üç grup altında incelenebilir; Galaktore Kansız akıntı Kanlı akıntı

GALAKTORE:
Her iki memeden, spontan(kendiliğinden) olarak, tüm kanallardan sütlü akıntı gelmesi galaktore olarak adlandırılır.Memelerden sütlü akıntı gelmesi gebelik sırasında veya gebelik bittiğinde görülebilir.Bu yaklaşık iki yıl kadar sürebilir ve emzirme bittiğinde kesilir. Gebelik veya emzirme olmaksızın memelerden sütlü akıntı gelmesi fizyolojik , farmakolojik(ilaçlara bağlı) veya endokrinolojik(hormonal) nedenlere bağlı olabilir.

Fizyolojik olarak;aşırı meme manüplasyonu(elle uyarılması), meme başlarının emilme şeklinde uyarılması buna yol açabilir.Tanı ve tedavi için uyarı kesilerek akıntının devam edip etmediğine bakılır.

Farmakolojik nedenler ise başka problemler nedeniyle kullanılan ilaçların galaktoreye sebep olmasıdır. Bu ilaçlar arasında en sık ülser ilaçları, doğum kontrol ilaçları, antiemetikler(bulantı giderici ilaçların bir kısmı) ve antidepresanlar saayılabilir. Ayrıca kronik morfin kullananlarda da görülebilir.

Endokrinolojik sebeplere gelince bir grup kadında galaktorenin sebebi kolayca açıklanamaz.Böyle durumlarda serum prolaktin seviyesi oldukça yardımcıdır. Prolaktin, hipofiz ön lobundan salgılanan bir hormondur. Görevi memeden süt salınımını sağlamak, diğer hormonlarla birlikte memenin gelişimine katkıda bulunmaktır. Gebelik sırasında prolaktin seviyesi yükselerek doğumdan hemen sonra 200 ng/ml ye ulaşır. Gebelik ve doğum olmaksızın prolaktin seviyesindeki artış hipofize ait tümoral bir kitleyi düşündürmelidir. Hastalarda kitleye bağlı baş ağrısı ve görme bozukluğu vardır. Tanı için görme alanı muayenesi yapılır.Kafa grafisi ile büyük bir hipofizer kitle ortaya çıkarılabilir. Daha küçük kitleler için bilgisayarlı tomografi ya da magnetik rezonans çekilebilir.

Kitlenin boyutuna ve medikal(ilaç) tedavisinin sonucuna göre cerrahi eksizyon ve radyoterapi(ışın tedavisi) planlanabilir. Bunların dışında hipotalamik kitleler, enfeksiyonlar, vasküler(damarsal) ya da dejeneratif hasarlar, ektopik(normal yeri dışında) prolaktin salgılayan bronkojenik karsinoma, göğüs duvarına ait lezyonlar; herpes zoster, cerrahi skarlar da galaktoreye sebep olabilir. Eğer galaktore kontrol altına alınamıyor , hastanın sosyal ve seksüel yaşamını etkiliyorsa ayrıca gelecekte gebelik planı yoksa cerrahi ile tüm kanallar çıkarılabilir.

KANSIZ AKINTILAR:
Pürülan Akıntılar:
Sıklıkla çocuk emzirme döneminde görülmekle beraber postmenapozal kadınlarda da görülebilir. Memede ağrı, huzursuzluk ve bir çok kanaldan kaynaklanan, spontan, tek taraflı akıntı enfeksiyon(iltihap) belirtileri ile birlikte mevcuttur. Enflamasyona ait klinik ve labarotuvar bulguları ile tanı koyulabilir . Tedavi için kültür alınarak uygun antibiyotik ve antiinflamatuar(iltihap giderici) verilir. Eğer apse oluşmuşsa insizyon ve drenaj gereklidir. Ayrıca inflamatuar kanser açısından dikkatli olmak gerekmektedir.

KANLI AKINTILAR:
Bu hastalarda sıklıkla;

Meme duktus ektazisinde(meme kanallarının genişlemesi) bu tür akıntı görülür.Bu grupta akıntılar farklı renklerde ,spontan , yapışkan ,bilateral(iki taraflı) ve bir çok kanaldan olur. Çocuk doğurmuş, meme başı uyarımı olan, 37-53 y. arasında ki kadınlarda daha sıklıkla görülür. Akıntı sıklıkla farklı renklerde karşımıza çıkarken genellikle yeşil hakimdir. Sırasıyla sarı, beyaz ,kahverengi-gri ve kırmızımsı kahverengi olabilir. Bu son renk kanlı akıntı ile karışabilir. İntraduktal papillomlar da bu tür akıntılara sebep olabilir.Genellikle 20-40 yaşlarında görülürler. Çoğunlukla meme başına yakın bir kist ya da genişlemiş bir duktus içinde gelişen genellikle 1 cm’ den küçük lezyondur. Bazen papillomlar birçok duktusda ve duktusun farklı yerlerinde de olabilir.

Fizik muayene ile akıntının geldiği duktus saptanmaya çalışılır. Tanıda mamografi yalnız başına yetersizdir. Duktografi(kanallardan ilaç verilerek görüntüleme) ve histopatolojik(parçanın alınarak mikroskop altında incelenmesi) tanıda önemlidir. Bu akıntılar sıklıkla kanserle veya prekaseröz mastopati ile birliktedir. Akıntı tek taraflı , tek kanaldan kaynaklanıyor, kitle var ise sitolojik ve mamografik bulgular da değerlendirilerek kanser ayırıcı tanısına gidilmelidir Akıntı serösanginöz(sulu-kanlı gibi) ya da kanlı ise 50 yaşın altında iyi huylu olma olasılığı artarken, 50 yaşın üstünde kötü bir hastalık ile birlikteliği sıktır. Yaş artışı ve kitle varlığı kanser olasılığını akla getirmelidir.

Meme başı akıntısında hastaya yaklaşım ve tanı yöntemleri ne olmalıdır ?
Eğer akıntı çamaşır üzerinde spontan farkedilmişse bu hastanın aktivasyonu örneğin jimnastik sonrası farkedilenden daha önemlidir. Akıntının menstruel siklus(adet kanamaları), ovulasyon ve mevcut gebelik ile ilişkisinin olması nonkanseröz(kanser dışı) lezyon ayırımında önemlidir. Akıntının rengi, travma(hasara maruz kalma), cerrahi, herpes zoster gibi enfeksiyonlarda ayırıcı tanıda önemlidir. Hikayede ilaç kullanımı araştırılmalıdır. Hasta yaşı ve ailede kanser hikayesi meme kanseri gelişiminde artmış bir risktir.Tüm menapoz sonrası akıntılar önemlidir. Her iki memenin fizik muayenesi nazik ve dikkatli biçimde yapılmalıdır. Akıntının geldiği kadranın demonstrasyonu önemlidir. Akıntının rengi ve konsantrasyonu gözlenir. Sitoloji yapılabilir fakat yalancı negatif sonuç oranı yüksektir. Sitoloji şüpheli,kitle tespit edilememişse kesin tanı için akıntının geldiği meme duktusu çıkarılarak tanıya gidilmelidir. Tüm palpe edilen(ele gelen) kitlelerde ince iğne aspirasyon biyopsisi gereklidir. Histopatolojik tanı daha değerlidir ve bizi kesin tanıya götürür. Mammografi öncelikle yapılmalıdır. Duktografi özellikle intraduktal papillom tanısında yardımcı olabilir.

Sonuç olarak tek taraflı,kendiliğinden olan,kanlı akıntılarda mutlaka tanının konması gerekmektedir.Ayrıca unutmamamız gereken önemli bir nokta ise,akıntının gelip gelmediğini kontrol için kesinlikle meme başını uyarmamalıyız. Akıntı var ise zaten gelecektir.

Meme Kanseri

Meme kanseri, kadınlar için sık görülen kanser tipi olmakla birlikte, kanser nedeniyle olan ölüm nedenleri arasında da ilk sırayı almaktadır.

Memeler, menstrüel sıklus (adet kanamaları), gebelik, doğum ve menopoz dönemleri boyunca fizyolojik olarak bir çok değişikliğe uğramaktadır. Bu değişimler ile birlikte olabilecek kişisel ya da çevresel etkenler ile iyi ya da kötü huylu meme hastalıkları karşımıza çıkmaktadır.

Yaşam boyunca her 10 kadından 1’inde meme kanseri görülmektedir. ABD’ de yılda 150.000 yeni meme kanseri vakası olmakta ve bunlardan 40.000 ‘i kaybedilmektedir.

Meme kanseri oluşumunda bir çok etken rol oynamakla birlikte, ailede meme kanseri varlığı, diğer memede meme kanseri varlığı, bazı iyi huylu meme hastalıklarının varlığı ve 40 yaşın üstünde olmak riski artıran sebeplerdendir. Bunun yanında diyet, obezite, hormon kullanımı, menarş ve menopoz yaşı, doğum yapılan yaş ile radyasyon da meme kanseri olasılığını etkileyen faktörlerdendir.

Bu durumda bize düşen görevler nelerdir ?
Her hastalıkta olduğu gibi meme kanserinde de erken tanı hayatın daha kaliteli ve uzun sürmesini sağlayacaktır. Erken tanı için öncelikle ilgili branş uzmanının muayenesi gereklidir. Muayene 40 yaşın üstünde her yıl düzenli olmalıdır. Kişiler kendilerini her ay muayene etmelidirler. Muayenenin yeterli olmadığı ve 40 yaşın üstündeki hastalarda radyolojik tetkiklerde tanı için eklenmelidir. 40 yaşın üstünde 2 yılda bir, 50 yaşın üstünde yılda 1 çekilecek mammografi erken tanıda faydalı olabileceği gibi hastaya radyasyon açısından da zararı yoktur.

Ultrasonografi ise tarama yöntemi olmayıp bazı özel durumlarda teşhis ve tedaviye eklenebilir. Meme kanseri kendisini kitle, ağrı, hassasiyet, meme başı yada cildinde değişiklik, meme başı akıntısı ile belli edebileceği gibi hiçbir belirti olmaksızın ancak tarama yöntemleri ile de ortaya çıkarılabilir.

Meme muayenemizi nasıl yapıyoruz?

  1. Düz bir zemine uzanın. Sağ memenizin muayenesi için sağ omuzunuzun altına ince bir yastık koyup sağ kolunuzu başınızın altına alın.
  2. Sol elinizin 2-3-4. parmak uçları ile memenizin tüm bölgelerini düzenli bir şekilde kontrol edin . Dairesel , yukarıdan aşağıya yada yanlara doğru olacak şekilde
  3. Aynı işlemi sol göğsünüz içinde yapın.
  4. Muayenenizi ayakta ayna karşısında yada duş altında yapabilirsiniz. Muayenenizi her ayın belirli günlerinde özellikle adet döneminin hemen sonrasında yapabilirsiniz.

Her muayene sonrasında memenizi daha iyi tanıyacaksınız. Elinize gelen sertlik yada kitle gibi durumlarda mutlaka uzman doktora başvurunuz. Erken tanı ve tedavi her zaman hayat kurtarıcıdır. Hemen bugün yada en erken yarın muayene ile takiplere girmenizi öneririm. Her kadının estetik ve sexuel açıdan ihtiyacı olan memeleri ile kalması dileğimizdir.

Kegel Egzersizleri

Bize basit gibi görünen ve hergün birkaç kere tekrarladığımız vücut olayları aslında çok karmaşık mekanizmalarla meydana gelmektedir. Bunlardan bir tanesi de idrar yapmaktır. İdrar yapma fizyolojik, nörolojik, psikolojik, anatomik ve sosyolojik olayların bileşkesidir.

Böbreklerden süzülen idrarın dışarı atılıncaya kadar biriktirildiği organ olan mesane ve idrarı mesaneden dış dünyaya taşıyan ürethra, pelvis boşluğu içinde bulunur. İdrar yapmada görev alan bu organlar pelvis boşluğunu alttan destekleyen kas grupları tarafından yerinde tutulur. Bu kas tabakalarındaki gevşeme ve zayıflıklar idrar tutmada güçlüğüne yol açabilirler. Gevşeme ve zayıflıkların en önemli nedeni yapılmış olan normal doğumlardır. Sonuçta pelvik kaslardaki gevşemeler sonucu mesane sarkması (sistosel), rektum sarkması (rektosel) ve idrar tutamama (üriner inkontinans) görülebilir. İlerlemiş bir sistosel vakasında ameliyat dışında yapacak pek birşey yoktur. Oysa sistosel çok fazla değilse, kasları güçlendirmeye yönelik yapılacak birkaç küçük egzersiz ile şikayetler giderilebilir. İdrar sarkması olmasa bile gebelik esnasında pelvik kasları güçlendirmek ileride idrar problemi yaşanma olasılığını azaltabilir.

Kegel egzersizleri ile çalıştırılan pelvik kaslar

Pelvik kasları güçlendirmek için yapılan egzersizlere, ilk kez tanımlayan hekimin anısına Kegel Egzersizleri adı verilir. Egzersizlerin mantığı çok basittir: Çalışan ve sık kullanılan kasların gelişmesi. Tıpkı vücut geliştirme sporu yapanlarda olduğu gibi kullanılan kas grupları bir süre sonra gelişmeye ve güçlenmeye başlar. Pelvik kasları güçlendirmenin asıl amacı idrar yakınmalarının önüne geçmek olmakla birlikte bu kas gruplarını kullanmayı bilen kadınlar cinsel ilişkiden de daha fazla keyif alırlar. Kegel egzersizlerinin başarısı uygun teknik kullanmaya ve düzenli egzersiz programına uymaya bağlıdır.

Pekçok kadın pelvik tabanı destekleyen kasları bulmakta güçlük çeker. Egzersizler esnasında karın ya da uyluk kaslarını çalıştırılar ki bu kas gruplarının pelvik yapılar ile hiçbir ilişkisi yoktur. Pelvik kasları öğrenmek için birkaç teknik mevcuttur.

Tuvalate oturun ve idrar yapmaya başlayın. İdrar normal akım hızına ulaştıktan sonra pelvik kaslarınızı kullanarak idrarı durdurmaya çalışın.İdrarı durdurmak için kullandığınız kaslar pelvik kaslarınızdır. Bu hareketi doğru kas grubunu kullandığınızı anlayana kadar tekrarlayın. Bu esnada karın, kalça ve uyluk kaslarınızı kasmayın.

Uygun kasları öğrenmek için bir diğer teknik de vajinaya bir parmak yerleştirmek ve daha sonra parmak etrafındaki kasları kasmaya çalışmaktır. Bu esnada idrar tutarmış gibi yapmak faydalı olur.

Yinde de doğru kas grubunu çalıştırdığından emin olamayan kişiler için elektrik stimulasyon tekniği uygulanabilir. Kaslara yerleştirilen elektrodlar yardımı ile hangi kas gruplarının kasıldığı anlaşılabilir.

Uygun egzersiz şekli
1. İlk önce mesaneyi boşaltarak egzersizlere başlayın
2. Pelvik kasları kasın ve 10′a kadar sayın
3. Kasları tamamen gevşetin ve 10′a kadar sayın
4. Günde 3 kez (sabah, öğlen ve akşam) bu şekilde 10′ar defa tekrarlayın

Bu egzersizler günün her anında ve her yerde yapılabilir. Oturarak ya da yatarak yapılabilir. 4-6 hafta sonunda gelişme fark edilecek düzeyde olacaktır. İleri vakalarda değişikliklerin ortya çıkması 3 ay kadar alabilir.

Egzersizlerin sıklığı ya da sayısının arttırılması zannedilenin aksine durumun iyileşmesini hızlandırmaz. Tam tersine kasların yorulmasına neden olarak idrar tutamama probleminin daha da artmasına neden olur.

Kegel egzersizleri esnasında bel ve karın bölgesinde ağrı olmaması gerekir. Bu bölgelerde ağrı varlığı egzersizlerin hatalı yapıldığı anlamına gelir. Yine bazı kişiler egzersiz esnasında nefeslerini tutarlar ve göğüs kaslarını da kasarlar. Oysa tekniğin kısa sürede etkili olabilmesi için sadece pelvik kasların kasılması oldukça önemlidir.

Vajinal tampon kullanımı

Vajinal tamponlar, tıpkı hijyenik petler gibi menstrüasyon sırasında vajinal yoldan vücut dışına atılan kanı emmek amacıyla kullanılan ürünlerdir. Petlerden farklı olarak kanın vajina dışına atılmadan önce emilmesini sağlayarak pet kullanımı ile görülen ve kadının sosyal hayatını zorlaştıran faktörleri ortadan kaldırırlar.

Vajinal tamponlar yumuşak pamuk liflerinin silindirik bir şekil alacak şekilde preslenmesi şeklinde üretilirler. Silindirik şekil sayesinde tampon vajina içerisine rahatça yerleştirilebilir.

Tampon adet kanı vücut dışına ulaşma şansı bulamadan direkt olarak vajina içinde emilmesini sağlar. Vajinal tamponlar değişik boy ve emme kapasitelerine sahiptirler. Adet kanamanızın şeklini ve miktarını bilmeniz uygun tamponu seçmenizi kolaylaştırır.

Hijyenik petlerden farklı olarak vajinal tamponlar çok önemli bir riski de beraberinde getirirler: Toksik şok sendromu. Yaşamı tehdit edebilen bu komplikasyon neyse ki çok nadir görülür ve basit önlemler ile önüne geçilebilir. Bu önlemlerden en önemlisi tamponu 4-8 saatten daha fazla vajinada tutmamaktır. İdeal olan hijyenik ped yerine tampon tercih etmemek, çok gerekli olmadıkça kullanmamak ve kullanıldığında en fazla 6 saat vajinada tutmaktır.

Vajinal tamponlar sadece adet kanaması sırasında kullanılırlar. Vajinal akıntılar için günlük pet yerine tampon kullanmak son derece riskli bir davranış olacaktır.

Uygun tamponu seçmek
Piyasada satılan hemen hemen her markanın değişik boy ve emme kapasitesine sahip türleri vardır. Kendinize uygun tamponu seçerken temel prensip kanama miktarınıza göre gerekli olan en düşük emme kapasitesine sahip tamponu bulmaktır. Kanamanın miktarı günden güne farklılık göstereceğinden adet kanamanızn değişik günleri için farklı kapasitede tamponlar kullanabilirsiniz.

Uygun kapasitedeki tamponu seçmek deneyim ile elde edilir. Bununla birlikte eğer tamponu 4 saatten önce değiştirmeniz gerekiyorsa daha yüskek kapasiteli, 8 saat sonunda hala dolmamışsa daha düşük kapasiteli bir tampon seçmelisiniz.

Tampon nasıl yerleştirilir?
İlk kez tampon kullanacaksanız sinirle ve gergin olmanız normaldir. Bu durum kaslarınızın fazla kasılmasına neden olacağından yerleştirmeyi güçleştirebilir.Daha önceden tampon kullanan arkadaşlarınıza nasıl kullanıldığını sorabilir ve onlardan bu konuda yardım alabilirsiniz. Piyasada satılan pekçok ürünün içinde kullanma ve yerleştirme talimatları resimli olarak yer almaktadır. Bu talimatları dikkatlice okuyun ve anlamaya çalışın.

Bazı ürünlerin içine yerleştirmeyi kolaylaştırıcı bir uygulama tüpü vardır. Bazılarında ise bu tüp bulunmaz. Her iki durumda da yerleştirme şekli aynı prensiplere dayanır.

Tamponu yerleştirmeden önce ellerinizi mutlaka sabunlu suyla iyice yıkayın ve güzelce kurulayın

1. Tamponu yerleştirirken ayakta durabilir y ada oturabilirsiniz. Pozisyonunuzn rahat olması önemlidir. Bazı kadınlar tuvalet kenarında bir ayakları klozetin üzerindeyken tamponu daha rahat yerleştirirler. Kendinizi en rahat hissettiğiniz pozisyonu bulmaya çalışın.Tamponu yazı yazmak için kulllandığınız elinizi kullanarak yerleştirin, solak iseniz sağ elinizi kullanarak yerleştirmeye çalışmayın.

Aplikatörü başprmak ve orta parmağınızla alt ucuna yakın bir yerden tutun.

 

2. Diğer elinizle vajinal açıklığının iki yanındaki labiaları birbirinden ayırarak vajina girişinin görünür hale gelmesini sağlayın. Aplikatörün ucunu vajina girişine yerleştirin.

 

3. Resimde de görüldüğü gibi vajina arkaya ve hafif yukarıya doğru uzanır. Bu nedenle tamponu bu aks doğrultusunda yumuşak hareketlerle itin.. Bu saırada aplikatörü sağa sola döndürerek ittirmeye çalışmayın. Aplikatörün tüpü tamamen vajina içine girinceye ve aplikatörü tutan iki parmağınız vücudunuza değinceye kadar ittirmeye devam edin.

 

4. Daha sonra orta parmağınızı kullanarak tamponun ipinin olduğu pistonu ya da tüpü itin. Bu hareket tamponun aplikatör içinden çıkarak vajinaya yerleşmesini sağlayacaktır. Parmağınızı tüpün içinden çekin bu sayede çıkarma ipleri serbest hale gelir.

 

5. Aplikatörü yavaşça dışarı çekin.

Tamponu doğru şekilde yerleştirdiğiniz taktirde vajinada herhangi bir rahatsızlık duymmanız ve tampou hissedememeniz gerekir. Eğer rahatsızlık varsa bu durumda büyük olasılıkla tamponu yeterince derine yerleştiremediniz demektir. Rahatsızlığın en önemli nedeni tamponun vajina girişindeki dokuyu içeri doğru çekmesidir. Bu durumda tamponu çıkartın ve yeni bir tampon yerleştirin. Aynı tamponu çıkartıp yeniden yerleştirmeye çalışmayın.

Tamponun çıkartılması
Tamponun dolduğunu ve kanın vajina dışına kaçtığını hissettiğinizde ya da, 6 saat dolduysa veya tampon kullanmanızı gerekli kılan durum ortadan kalktıysa ipinden tutarak yavaşça dışarıya doğru çekin ve vajinadan çıkarın. Bu sırada çok sert hareket etmemeye dikkat edin.

TAMPON KULLANIMI İLE İLGİLİ SIK SORULAN SORULAR

Tampon kendiliğinden düşer mi?
Hayır. Doğru şekilde yerleştirildiğinde vajina kasları tamponu yerinde tutar. Bu nedenle aktif spor yaparken dahi tampon düşmez.

Tampon kullanırken enfeksiyonlar açıından yüksek risk altında olur muyum?
Hem evet hem hayır. Kurallara uygun kullanıldığında tampon enfeksiyon riskini fazla arttırmaz. Öte yandan toksik şok sendromu adı verilen tablo tampon kullanımı ile ilgilidir.

Tampon varken tuvalete gidebilir miyim?
Evet. Kadın genital bölgesinde vücut dışına açılan 3 farklı açıklık vardır. İdrarın yapıldığı ürethra, vajina ve anüs. Bunlar birbirilerinden bağımsızdır ve bu nedenle vajinada bulunan tampon tuvalate gitmenize engel değildir. Tuvalete gittikten sonra tamponu çıkarmanız y da değiştirmeniz gerekmez. Sadece ıslanmaması için idrar yaparken tamponun ipini elinizle kenara alabilirsiniz.

Tampon kullanırken yüzebilir miyim?
Evet. Bunun herhangi bir sakıncası yoktur.

Tampon kullanırken spor yapabilir miyim?
Evet. Tampon kullanırken bale, ağırlık kaldırma, atletizm gibi her türlü sporu yapabilirsiniz.

Tampon kullanırken duş/banyo yapabilir miyim?
Evet. Bunun herhangi bir sakıncası yoktur.

Tampon içime kaçabilir ve kaybolabilir mi?
Hayır. Bu olanaksızdır. Sadece tamponun ipi vajinaya kaçabilir. Bu durumda panik olmayın, gevşeyin ve iki parmağınızı yavaşça vajinaya sokarak ipi bulmaya çalışın. Eğer beceremezseniz sakın zorlamayın. Heen doktorunuzu arayın

Tampon alerjiye neden olabilir mi?
Evet. Çok nadiren tampon içinde bulunan pamuk alerjik reaksiyona neden olabilir. Bu durumda tampon kullanamalısınız. Piyasada satılan parfümlü tamponların alerjiye neden olma olasılığı daha yüksektir. Bu tür ürünleri tercih etmeyin.

Tampon adet kanaması sırasında ortaya çıkan kokuyu azaltabilir mi?
Evet. Adet kanı hava ile temas ettiğinde özel bir koku ortaya çıkar. Tampon kanı içeride, havayla temas etmesine izin vermeden emdiği için bu kokuyu da doğal olarak engeller.

Tampon varken pet de kullanmalı mıyım?
Hayır. Kullandığınız tampon 4-8 saat süreyle adet kanamanızı emme kapasitesine sahip olmalıdır. Eğer bu süre içinde adet kanı tampona rağmen dışarıya geliyorsa ya tamponu doğru yerleştirmemişsinizdir ya da uygun emme kapasitesine sahip bir tampon seçmemişsinizdir. En yüksek kapasiteli tamponu kullanmanıza rağmen kan hala daha dışarıya geliyor ise adet kanamanız normalden fazla olabilir ve bu durumda jinekoloğunuzla görüşmelisiniz.

Uyurken tampon kullanabilir miyim?
Evet ama bu uygun bir davranış değildir. Gerekli olmadıkça tampon kullanılmamalıdır. Özellikle 8 saatten fazla uyuma söz konusu ise tampon mutlaka çıkartılmalıdır.

Aynı anda birden fazla tampon kullanılabilir mi?
Kesinlikle HAYIR. Bu asla yapılmaması gereken tehlikeli bir davranıştır.

Tampon varken cinsel ilişkide bulunulabilir mi?
Kesinlikle HAYIR. Bu asla yapılmaması gereken tehlikeli bir davranıştır.

Tampon cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı korur mu
Kesinlikle HAYIR. Bunun tek etkili yolu prezervatif kullanmaktır.

Dikkat edilmesi gereken noktalar
Tampon kullanımı ile TSS arasındaki sebep-sonuç ilişkisi tam anlamı ile bilinmese de bu sendromun tampon kullanıcılarında daha fazla görüldüğü bilinen bir gerçektir. Tampon kullanırken dikkat edilecek birkaç basit kural riski azaltır.

Kronik Pelvik Ağrı

Kronik pelvik ağrı denildiğinde 6 aydan daha uzun süredir var olan, siklik ve ya siklus ile ilgisiz, devamlı ya da aralıklarla gelen ağrılar tanımlanmaktadır. Dismenore, disparoni gibi ağrılar da bu durum içine girmektedir. Kronik pelvik ağrıya jinekolog, ürolog, gastroenterolog, ortopedist ve psikologların beraberce ekip olarak yaklaşması önerilmektedir.
Ağrı künt, keskin ya da kramp tarzında olabilir. Göbek deliği ile dizlerin arasında “biryerlerde” mevcuttur. Hastaya ağrının yerini göstermesi söylendiğinde eliyle bütün bir karın bölgesini gösterir. Hemen hemen her durumda ortaya çıkabilir. Cinsel ilişki esnasında, tuvalette hatta yerden sandalyeye çıkıldığında bile ağrı başlayabilir. Sıklıkla uzun süre ayakta durmak ağrıları başlatır. Şiddeti hafifden çok şiddetliye kadar uzanabilir.

Kronik pelvik ağrı (KPA) kadınlara çok da yabancı değildir. Yaklaşık her 6-7 kadından birinde bu şikayet bulunur. Jinekolojik muayenelerin %15, laparoskopilerin ise %20 kadarı bu nedenle yapılır. Kronik kasık ağrısı tıbbın esrarengizliğini koruyan konularından birisidir. Altta yatan bir neden bulunamadığından nasıl başedileceği de bilinmez.Etiyoloji
Kronik pelvik ağrının nedeni her zaman tam olarak bilinemez. Altta yatan organik bir sebep olabileceği gibi pekçok durumda kronik pelvik ağrının nedeni psikolojik nedenlerdir. 50′den fazla durum kasık ağrısına yol açabilir.En sık suçlanan nedenler şunlardır:

Enfeksiyonlar
Kronik pelvik ağrı etiyolojisinde akut enfeksiyonlar ve bunların sekelleri önemli rol oynar. Aslında enfeksiyon esnasındaki ağrı kronik değildir ancak enfeksiyon bağlı gelişen yapışıklıklar normal anatomiyi bozdukarı ve organlarda yer değiştirme ile çekilmelere neden oldukları için kronik ağrı sebebidirler. Ancak bazı hastalarda yapışıklık olmamasına rağmen ağrı görülmesi yapışıklıkların tek başına ağrı nedeni olamayacağını düşündürmektedir.

Endometriosiz
Endometriozisde ağrı en sık rastlanılan şikayettir.Ağrı genelde adet kanamaları ile birlikte görülür, nedeni yapışıklıklar, çekilmeler ve karın iç zarının irritasyonudur. Günümüzde laparoskopinin yaygın olarak kullanıma girmesi ile kronik pelvik ağrıda endometriozisin rolü daha iyi anlaşılmıştır.

Rahimde pozisyon bozuklukları
Rahimin geriye doğru dönik olması uzun yıllardır kronik pelvik ağrı ve bel ağrısı nedeni olarak görülmektedir. Her 100 kadından yaklaşık 20 sinde rahim geriye doğru dönüktür. Gerçekte bu durum ağrıya neden olmaz ancak eğer rahimin geriye dönük olmasına neden olan endometriozis ya da yapışıklık gibi bir etken var ise bu aynı zamanda kasık ağrısına da yol açabilir. Eğer muayenede rahim geriye doğru dönük olmasına rağmen rahat hareket edebiliyor ise yani serbestse büyük olasılıkla ağrının nedeni geriye dönüklük değildir. İleri derecede geriye dönüklük varlığında ise rahimin kan dolaşımı bozulacağından ağrı görülebilir.

Uluslararası Pelvik Ağrı Cemiyetine göre kronik kasık ağrısı zihin, sinir sistemi ve güvdenin dinamik etkileşiminin bir sonucudur.Eğer kronik kasık ağrınız varsa depresyonda olmanız, uyku problemleri yaşamanız, kabızlık olması ve iştahsızlık ile halsizlik olması normaldir. Ne tür olursa olsun ağrı kaslarda bir gerginlik yaratır. Uzun süren ağrılar pelvik bölge dışındaki mesane, bel kasları,barsaklar gibi kaslarda da fonkiyon bozukluklarına neden olur. Hatta pelvik alandaki cilt ve bağ dokularında da hassasiyet görülebilir.

Araştırmalar depresif, aşırı stres altında olan ve cinsel ya da fiziksel tacize uğramış kadınlarda daha sık kronik pelvik ağrı olduğunu göstermektedir. Ruhsal gerginlik henüz bilinmeyen bir mekanizma ile belki de sistemin kimyasını bozarak ağrı ile mücadele etme yeteneğini bozmaktadır.

Eğer kronik kasık ağrınız varsa asla vazgeçmeyin. Hegün gelişen tıp bilimi ve yeni teşhis araçları size yardımcı olabilir. Bu nedenle doktorunuz ile temasınızı kesmeyin.

 
Pelvik konjesyon
Pelvisi oluşturan damarlarda kan göllenmesi olarak adlandırabileceğimiz bu durumun kronik ağrıya neden olabileceği iliri sürülmektedir.Ancak bunun mekanizması tam olarak açıklanamamıştır.Allen Masters sendromu
Uzamış normal doğum sonrası rahimi yerinde tutan ve sarkmasını engelleyen bağlarda yırtılmalar olabilir. Yırtıkların iyileşmesi tam olmaz ve defekt kalır ise şiddetli pelvik ağrı ortaya çıkar. Bu durumun tedavisi pek mümkün değildir. Defekti düzeltmek için yapılan cerrahi girişimler genelde sonuç vermez.

Mittelschmerz (siklus ortası ağrı, yumurtlama ağrısı)
Dismenore dışında bilinen tek siklik yani döngüsel ve regüler ağrıdır. Adet döneminin ortasında yaklaşık 14. güne denk gelen dönemde görülür. Yumurtalık içinde büyüyen yumurta hücresinin yarattığı bası ve çatlama esnasında yumurtalık dokusunun bütünlüğünün bozulması bu ağrıya neden olur. Yine çatlama sonrası görülen az miktarda kanama karın boşluğunda irritasyon ve ağrıya neden olur.

Tüplerin bağlanması
Bazı yazarlar tüplerin bağlanmasından sonra kronik pelvik ağrı olabileceğini ileri sürseler de bu henüz kanıtlanmamış bir bilgidir.

Psikolojik nedenler
Diğer bütün etkenler bir yana kronik pelvik ağrıda en önemli neden psikolojik faktörlerdir.Yapılan araştırmalarda kronik pelvik ağrıdan şikayetçi olan hastalarda psikolojik bozukluklar anlamlı oranda fazla bulunmuştur.

Tanı
Kronik pelvik ağrının tanısında amaç altta yatan etkeni ortaya çıkarmaktır. Bu amaçla muayeneden laparoskopiye kadar pekçok tanısal girişimde bulunulur. Kan tetkikleri enfeksiyonu gösterme açısından yardımcı olabilir. Tanıda kulanılan yöntemler:

  • Muayene: Enfeksiyon bulgularının saptanması, pelvis boşluğunu dolduran kitlelerin tespit edilmesi ve hassas alanların belirlenmesi açısından önemlidir.
  • Görüntüleme yöntemleri: Ultrason, karın rontgen filmi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans karın boşluğu içindeki anormal oluşumları saptamak için önemlidir.
  • Kan ve idrar tetkikleri: İdrar yolu enfeksiyonlarını ve kasık ağrısına yol açabilen bazı kan hastalıklarını tespit için kullanılır.
  • Kültür: Cinsel yolla bulaşabilen hastalıkların tespiti için vajinal ve servikal kültürler alınabilir.
  • Laparoskopi: Endometriozis ya da pelvik konjesyon gibi hastalıkların saptanması açısından kronik kasık ağrısında son çare olarak laparoskopi yapılabilir.

Tedavi
Kronik pelvik ağrıda tedavi altta yatan etkene yöneliktir.Böyle bir etken bulunmadığında psikoterapi yardımcı olur.