Imitrex

Diyet Ve Kadın

Sağlık Kütüphanesi

Archive for Haziran, 2008

Gebelik ve Rubella (kızamıkçık) enfeksiyonu

Halk arasında kızamıkçık olarak bilinen rubella oldukça yaygın görülen bir virus enfeksiyonudur. Hamilelik sırasında geçirildiğinde bebekte ciddi sorunlara neden olabilmektedir.

Rubella nedir?
Rubella (kızamıkçık) döküntüler ile birlikte görülen ateşli bir viral enfeksiyondur. Genelde çocukluk çağında geçirilen rubella yaklaşık 3 gün kadar sürer ve çoğu zaman kızamıktan çok daha hafif seyreder. En önemli belirtileri kendisine özgü yüzden başlayıp vücuda yayılan ve üç gün süren tipik döküntü, hafif ateş, iştahsızlık, öksürük, baş ağrısı ve eklem ağrısıdır. Döküntü dışındaki belirtiler hafiftir ve bazen 1-2 hafta kadar sürebilir. Hatta hastalık bazen o kadar hafif seyreder ki hastalık geçirilip geçirilmediği bile anlaşılamaz. Rubella erişkinlerde biraz daha şiddetli seyredebilir ve eklem ağrıları görülebilir. . Hastalık geçirildikten sonra kişide kalıcı bir hasar bırakmaz. Enfeksiyonu geçiren kişi bağışıklık kazanır ve bir daha rubellaya yakalanmaz.

Hastalığın kuluçka süresi 14-23 gündür. Yani kişi hasta bir bireyle temas ettikten 14-23 gün sonra belirtiler ortaya çıkar.

Rubella virüsü hasta kişinin burun ve boğazında bulunur. Hastalık burun ve boğaz salgıları ile direkt temas ya da hasta kişinin öksürük ve hapşırması ile havaya yayılan virüsler yolu ile bulaşır. Hasta bir kişi döküntü orataya çıkmadan 1 hafta öncesi ile döküntüyü takip eden 4 günlük süre içinde bulaştırıcılığa sahiptir.

Rubella günümüzde büyük ölçüde önlenebilen bir hastalıktır ve önlemenin tek yolu aşılamaktır. Aşı sonrasında kalıcı bağışıklık gelişir. Üreme çağındaki erişkinlerin çok büyük bir kısmı ya çocukluk çağında geçirdikleri için ya da aşılandıklarından dolayı rubellaya karşı bağışıklık taşımaktadırlar.

Rubellaya karşı bağışıklık olup olmadığı kanda yapılacak olan serolojik bir inceleme ile kolaylıkla anlaşılabilir. Rubella IgG pozitif olması o kişinin kızamıkçığa karşı bağışıklığının olduğunu gösterir.

Gebelikte rubellanın bebek üzerindeki etkileri nelerdir?
Rubella enfeksiyonu gebelik sırasında geçirildiğinde bebekte ciddi hasarlara ya da düşüklere neden olabilir. Amerika Birleşik Devletlerinde 1964-65 yıllarında yaşanan salgın sonucunda 20.000′den fazla bebek anomalili olarak doğmuş, 10.000′den fazla gebelik ise düşükle sonuçlanmıştır.

Rubella aşısının 1969 yılında kullanıma girmesinden sonra ise büyük salgınlar önlenebilmiştir. Ancak yine de dünyanın değişik bölgelerinde küçük çaplı salgınlar yaşanabilmektedir. Günümüzde üreme çağındaki pekçok kadının bu hastalığa karşı bağışıklığının olması nedeni ile rubellaya bağlı doğumsal kusurların görülme sıklığı son derece azalmıştır.

Anneleri hamileliğin ilk trimesterında rubella geçiren bebeklerin yaklaşık dörtte biri bir ya da birden fazla sayıda doğumsal kusur ile dünyaya gelmektedirler. Bu durum konjenital (doğumsal) rubella sendromu olarak adlandırılır. En sık karşılaşılan doğum defektleri arasında görme kaybı ve tam körlükle sonuçlanabilen göz problemleri, işitme kaybı, kalp anomalileri, zeka geriliği, ve serebral palsi sayılabilir.

Konjenital rubella sendromu olan çocukların önemli bir kısmı ileriki yaşamlarında yürüme ve öğrenme güçlüğü yaşamaktadırlar.

Öte yandan gebelikte geçirilen rubella sıklıkla düşük ve ölü doğumlara da neden olmaktadır.

Bebekte konjenital rubella sendromu ortaya çıkma riski hastalığın gebeliğin hangi döneminde geçirildiği ile yakından ilgilidir. Hastalık ne kadar erken dönemde geçirilirse risk o kadar artmaktadır. En büyük risk ilk trimesterda rubellla geçirilmesidedir. Böyle bir durumda bebeğin etkilenme ya da düşük olma riski %25-80 arasında değişmektedir. İkinci trimesterın başlarında geçirildiğinde ise konjenital rubella riski %1 civarına inmektedir. Yirminci haftadan sonra ise nadiren doğum defektine neden olmaktadır.

Bazı bebeklerde ise kalıcı olmayan sağlık sorunları görülebilmektedir. Bunlar arasında en sık karşılaşılan düşük doğum ağırlığıdır. Ayrıca zaman zaman beslenme problemleri, ishal, zaatürre, menenjit ve anemi gibi tablolar görülebilir. Geçici kanama bozukluklarına bağlı olarak cillte mor-kırmızı lekeler olabilir. bebekte karaciğer ve dalak büyümesi saptanabilir.

Konjenital rubella sendromu nasıl tedavi edilir?
Ne yazık ki konjenital rubella sendromunun belirli bir tedavisi yoktur. Kan ve karaciğer sorunları gibi yenidoğan döneminde sıkça karşılaşılan sorunlar çoğu zaman kendiliğinden tedavisiz iyileşir. Görme ve işitme ile ilgili sorunların bir kısmı ise erken cerrahi ile düzeltilebilir. ya da en azından daha iyi hale getirilebilir.

Konjenital rubella sendromu önlenebilir mi?
Evet. Konjenitla rubella sendromu önlenebilir. Bu nedenle çocukluk çağında kızamıkçık geçirip geçirmediğini bilmeyen tüm anne adaylarının gebe kalmadan önce kan testi yaptırırark durumlarını öğrenmeleri yararlı olacaktır. Çok nadiren de olsa bağışıklığı olmayan kişilerde gebe kalmadan önce aşı yapılması uygun bir yaklaşımdır.

Gebe kaldıktan sonra rubella taraması yapılan ve bağışıklığı olmadığı saptanan kadınlarda ise aşı yapılamaz. Böyle bir durumda kişi hamileliği süresince rubella geçiren kişilerden uzak durmalıdır.

Rubella aşısından ne kadar sonra hamile kalınabilir?
Gebelik planlayan ve aşılanan kadınlarda yakın bir geçmişe kadar 3 ay süreyle gebeliğe izin verilmemekteydi. Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi (CDC), aşı yaptıran ancak 3 aylık süre içinde gebe kalan kadınlardan doğan bebekler üzerinde yaptıkları araştırmalarda bu durumun herhangi bir doğumsal kusura neden olduğu yönünde veri elde edememiş olsa da potansiyel riskleri nedeni ile 3 ay süre ile gebe kalınmamasını önermekteydi. Ancak gebe kalmadan önceki 3 ay içinde ya da gebeliğin erken dönemlerinda aşı yaptıran kadınların incelendiği son araştırmalardan elde edilen verilerin sonucunda aşıya bağlı konjenital rubella sendromu gelişme riski % 0.5-1.3 arasında bulunmuştur. Bu risk gebeliğin erken dönemlerinde enfeksiyon geçirilmesi durumunda karşılaşılan %25′lik riskten çok daha düşük olduğu için günümüzde rubella aşısından sonra 28 gün süreyle korunulması yeterli olarak kabul edilmektedir.

Ülkemizde kızamıkçık aşısı kabakulak ve kızamık aşıları ile birlikte olarak tüm çocuklara uygulanmaktadır.

Hamilelik ve listeria enfeksiyonu

Listeriozis besinler yolu ile bulaşan ve Listeria monocytogenes adı verilen bakterinin neden olduğu bir enfeksiyondur. Her yıl Amerika Birleşik Devletlerinde 2.500 civarında kişinin bu hastalığa yakalandığı ve bunlardan beşyüzünün hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Listeria enfeksiyonu hamile kadınlarda düşük, erken doğum, anne karnında ya da doğum sonrası erken dönemde ölüm gibi ciddi sonuçlar doğurabilir.

Listeridan sorumlu olan bakteri toprak, su, bitkiler gibi her yerde bulunabilir. Hayvanlar ve insanlar hastalığa yakalanmadan bakteriyi taşıyabilirler. Doğada bu kadar yaygın bulunmasına karşın çok sık karşılaşılmayan listeria enfeksiyonları insanlara bakteriyi taşıyan besinler yolu ile bulaşır.

Her 1 milyon kişiden 7’sinde listeria enfeksiyonu görülmektedir. Küçük çocuklar, 60 yaşından büyük erişkinler, kanser, AIDS, şeker hastalığı ya da böbrek hastalığı gibi bağışıklık sistemi yetersizliğine neden olan kronik hastalığı olanlar ile organ nakli sonrası kullanılan ilaçlar nedeni ile bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler listeria enfeksiyonu açısından yüksek risk grubunu oluşturular. Hamilelik sırasında da bağışıklık sistemi bir miktar baskılandığından risk artışı söz konusudur. Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi (CDC) hamile bir kadının listeria enfeksiyonu açısından hamile olmayan bir kadına göre 20 kat yüksek risk taşıdığını belirtmektedir. Bu ülkede görülen listeria enfeksiyonlarının önemli bir kısmı hamile kadınlarda ortaya çıkmaktadır.

Listeria nasıl bulaşır?
Bir besin zehirlenmesi türü olan listeria enfeksiyonu sağlıksız koşullarda üretilen ve saklanan besinler yolu ile bulaşır. En sık etkilenen besin maddeleri çiğ et, çiğ deniz ürünleri, çiğ yumurta, pastörize edilmemiş süt ve bu süt ile üretilen besinler, iyi yıkanmamış sebze ve meyveler, önceden pişirilmiş hazır gıdalardır. Bu tür gıdaların alınması ile vücuda giren bakteri enfeksiyona neden olabilir.

Belirtileri nelerdir?
Vücuda alındıktan sonra belirtilerin ortaya çıkması birkaç gün ya da hafta sürebilir. Çoğu durumda herhangi bir belirti olmaz. En sık karşılaşılan belirtiler grip benzeri yakınmalardır. Ani başlayan ateş, kas ve karın ağrısı, bulantı, kusma ve ishal diğer belirtileridir.Yakınmaların hepsi birarada olabileceği gibi sadece biri ya da birkaçı da görülebilir. Enfeksiyon sinir sistemine yayılırsa başağrısı, hafıza kaybı, ense sertliği, denge sağlayamama ya da epilepsi benzeri nöbetler ortaya çıkabilir.

Tanı
Listeria tanısı şüpheli durumlarda yapılan kan testleri ile konur?

Bebek üzerindeki etkileri nelerdir?
Anne adayı enfeksiyona yakalansa bile bebeğin etkilenmemesi olasıdır. Enfeksiyon direkt olarak plasenta yolu ile bulaşabileceği gibi bebek hastalığı doğum sırasında da kapabilir.

Anne karnında yakalanılan enfeksiyon düşük, erken doğum ya da anne karnında ölüme neden olabilir. Bulgu göstermeyen listeria enfeksiyonu varlığında ise bebekte anomali ya da gebelik kaybının arttığına dair bir bulgu yoktur. Listeria enfeksiyonları tekrarlayan düşüklere neden olmaz.

Aktif enfeksiyon varlığında erken dönemde uygulanan yüksek doz antibiyotik tedavisi ile bebeğin etkilenmesi önlenebilir ve sağlıklı bir bebeğin doğması sağlanabilir.

Doğum sonrası yenidoğanda görülen enfeksiyonlar ise oldukça ciddidir. Bu bebeklerde menenjit görülebileceği gibi sepsis adı verilen tablo ortaya çıkabilir ve enfeksiyon kan yolu ile tüm vücuda yayılabilir. Bu bebeklerin yaklaşık yarısı kaybedilir. Bazı zamanlarda ise belirtiler doğumdan bir süre sonra ortaya çıkabilir. Bebeklerde beslenme bozukluğu görülebilir.

Önlemler
Listeriayı önlemenin tek yolu bakteri içerebilecek besin maddelerinden uzak durmaktır. Basit bir kural yiyecekleri yemeden hemen önce pişirmektir. Pişmiş yiyeceklerin buzdolabında saklanması listeriayı önlemez. Bu nedenle hazırlandıktan sonra üzerinden 12 saatten fazla geçmiş olan yiyeceklerin yenmemesi idealdir.

Listeria enfeksiyonunu engellemek için alınabilecek bazı önlemler şunlardır:

Hamilelikte tetanoz aşısı

Halk arasında çok iyi bilinen bir hastalık olan tetanoz Clostridium tetani adı verilen bakterinin neden olduğu bir nefeksiyon hastalığıdır. Bu bakteri gazlı gangrene neden olan bakteri ile aynı aileye mensuptur.

Diğer pekçok enfeksiyon hastalığından farklı olarak tetanoz yüksek oranda öldürücü bir hastalıktır.

Bulaşma
Tetanoz mikrobu doğada yaygın olarak bulunur. Yaygın inanışın tersine sadece paslı maddeler ile değil daha ziyade topraktan bulaşır. Hastalığın ortaya çıkması için bakteri sporlarının herhangi bir yaradan vücuda girmesi gerekir. Bunun için en uygun ortam vücut bütünlüğünü bozan büyük ya da küçük tüm yaralardır. Kendi evinin bahçesinde toprakla uğraşan kişiler bile farkında olmadan bu mikrobu kapabilirler.

Tetanoz kişiden kişiye bulaşmaz. Toprak, toz, pas, hayvan dışıkısı gibi maddeler ile temas eden yaralar en önemli bulaşma yoludur. Bu tür yaralanmalar en fazla düşme, trafik kazası gibi durumlar sonrasında ortaya çıkar.

Bir başka bulaşma yolu da doğumdan hemen sonra göbek kordonunun uygun ve temiz olmayan maddeler ile bebeğe bulaşmasıdır. Yenidoğan tetanozu adı verilen bu durum bebek için öldürücüdür.

Hijyenik şartların iyi olmadığı ya da gerekli sterilite şartlarının sağlanmadığı ortamlarda yapılan doğum, kürtaj gibi müdahaleler ile kişilerin vajina içine yabancı cisim sokarak kendi kendilerine düşük yapmaya çalışmaları sonucu ortaya çıkan septik abortuslar da ülkemizin de dahil olduğu pekçok gelişmekte olan ülkede tetanozun önemli nedenlerinden birisidir.

Yine ülkemizin de içinde bulunduığu gelişmekte olan ülkelerde pekçok bebek doğumdan sonra göbek kordonunun taş, bıçak gibi kirli maddeler ile kesilmesi sonucu yenidoğan tetanozuna yakalanmakta ve yaşamının daha ilk günlerinde ölmektedir. Bu doğumların önemli bir kısmı evlerde gerçekleştiğinden kayıtlara girmemekte ve yenidoğan tetanozunun görülme sıklığı ne yazik ki gerçekçi bir şekilde tahmin edilememektedir.

Belirtiler
Bakteri vücuda girdikten sonra hızla toksik bir madde salgılamaya başlar. Bu madde kaslar üzerinde uyarıcı etkiye sahiptir. Kafa kaslarından başlayarak tüm kaslarda uzun süreli kasılma ve kilitlenmeler meydana gelir. En sık etkilenen kas grupları çene kaslarıdır. Buna paralel olarak en sık karşılaşılan bulgulardan birisi de çene kilitlenmesidir. İstemsiz kasılmalar yavaş yavaş kafadan aşağılara doğru iner. Hastalığın doğal seyri sırasında solunum kasları olaya karıştığında kişi nefes alıp veremez ve boğularak yaşamını yitirir.

Bakterinin vücuda girmesi ile berlitilerin ortaya çıkması arasında geçen kuluçka süresi genelde 2 haftadan daha azdır ancak bu süre 2 gün kadar kısa ya da 2 ay kadar uzun olabilir. Belirtiler ne kadar çabuk ortaya çıkarsa hastalık o kadar şiddetli seyretmektedir.

Önlem
Tetanoz önlenebilen bir hastalıktır. Önlemenin etkili tek yolu da aşı olmaktır. Pekçok ülkde olduğu gibi ülkemizde de çocuklardaki aşı programı içinde tetanoz aşısı da uygulanmaktadır. Çocukluk dönemindeki tetanoz aşısı difteri ve boğmaca aşıları ile birlilkte yapılır.

Diğer pekçok aşıdan farklı olarak tetanoz aşısının sağladığı bağışıklık ve koruyuculuk ömür boyu sürmez. Etkinin devam etmesi için aşını belirli aralıklarla tekrarlanması gerekir. Rapel adı verilen bu tekrarlar için ideal süre 10 yıldır. Ancak aşı yapılması üzerinden 5 yıldan fazla süre geçtiyse ve trafik kazası gibi ciddi bir yaralanma varsa veya yaralanma kirli olarak tabir edilen toprak, pas, kir ile temas etmiş bir yara ise 10 yılın dolması beklenmeden rapelk yapılır.

Hamilelik ve tetanoz aşısı
Ülkemizde yenidoğan tetanozu nadir olmayan bir hastalıktır. Bu nedenle ulusal aşı politikaları gereği hamile kadınlarda eğer son 10 yıl içinde rapel yapılmamışsa ilk trimesterdan sonra yapılması önerilir.

Ülkemiz sağlık sisteminin bir parçası olan sağlık ocaklarında görev yapan ebeler zaman zaman evleri dolaşarak hanede hamile kadın olup olmadığını eğer varsa kontrollerinin yapılıp yapılmadığını kontrol etmektedirler. Evine bu tür bir ziyarette bulunulan ve tetanoz aşısı olması gerektiği söylenen hamile bir kadın daha önceden konu ile ilgili olarak doktoru tarafından bilgilendirilmediyse doğal olarak endişe duyar.

Çalışma hayatı içinde gerek yüzyüze gerekse telefon ya da e-posta yoluyla sık sık bu yönde sorular ile karşılaşıyoruz.

Tetanoz aşısı canlı mikroorganizma içermeyen ve gebelikte güvenle yapılabilecek olan bir aşıdır. Ancak hamilelik takiplerinde mutlaka yapılması gereken rutin bir uygulama değildir. Aslolan hamile olsun ya da olmasın erkeklerde dahil olmak üzere tüm bireylerin her 10 yılda bir bu aşıyı yaptırmalarıdır.

Hamilelik sırasında yapılan aşıya bağlı gelişen antikorlar bebeğe de geçerek onu yaşamının ilk dönemlerinde bu ölümcül hastalıktan korurlar.

Daha önceden aşılanmamış bir kadın hamileliği sırasında tetanoz aşısı olmaya karar verirse ilk trimesterdan sonra 4-8 hafta arayla toplam 2 doz aşı olmalıdır.

Gebelik ve Grip Aşısı

Influenza yani grip salgınları kış aylarında sık görülen ve sadece Amerika Birleşik Devletlerinde her yıl 20.000′den fazla insanın hayatını kaybetmesine neden olan ciddi enfeksiyonlardır. Bu hastaların büyük bir kısmı 65 yaşından büyük kişilerdir. Hastalık çocuklarda daha sık görülmekle birlikte ciddi komplikasyonlar ve ölüm 65 yaş üzerinde daha fazladır.

Gribi ve neden olduğu ciddi koplikasyonları önlemenin tek ve en etkili yolu grip aşısıdır.

Amerikan Bağışıklama Ugulamaları Tavsiye Komitesi grip aşısının asıl hedef kitlesini şu şekilde bildirmektedir:

  1. 65 yaşından büyükler
  2. Yaşı kaç olursa olsun kronik hastalığı olanlar (astım, diabet vb.)
  3. Yüksek risk altındaki kişiler ile temas halinde olanlar (sağlık personeli)
  4. Hamileliklerinin 2. ya da 3. trimesteri salgın dönemine denk gelen kadınlar

Grip aşısı genelde 3 tür Influenza virüsüne karşı bağışıklık sağlar. Aşının içeriği her yıl değiştirilerek o yıl içinde salgınlara neden olması beklenilen virüslere karşı olacak şekilde üretilir.

Tavuk yumurtasından elde edilen besi yerlerinde üretilen virüsler inaktive hale getirilerek enfeksiyone neden olma potansiyelleri ortadan kaldırılır ancak vücutta antiko üretimini uyarma özellikleri kaybolmaz.

Etkinliği
Aşının etkinliği genelde aşı yapılan kişinin yaşına ve o yıl enfeksiyona neden olan virüsle aşının içerdiği inaktive virüsün benzerliğine bağlıdır ve ortalama %70-90 civarındadır.

Hamilelerde grip aşısı
Özellikle hamileliğin son dönemlerinde gribe yakalanan kadınlarda komplikasyon görülme riski artmaktadır. 1998 yılında yapılan bir araştırmada 17 sezon boyunca yapılan incelemeler sonucu hamile kaınlarda grip nedeni ile hastaneye yatırılarak tedavi edilmeyi gerektirecek kadar şiddetli yakınmaların hamile olmayanlara göre çok daha fazla görüldüğü ortaya konmuştur. Yine 1918-19 ve 1957-58 yıllarında tüm dünyayı etkileyen salgınlar sırasında pekçok hamile kadının da hayatını kaybettiği bilinmektedir.

Hamilelik sırasında kalp atım hızında, kalbin pompaladığı kan miktarında, oksijen tüketiminde, akciğer kapasitesinde ve bağışıklık sisteminde ortaya çıkan fizyolojik değişiklikler, gribe bağlı komplikasyonların görülme olasılığını arttırmaktadır.

Bu bulguların ışığında Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi (Centers for Disease Control and Prevention) grip sezonunda 2. ya da 3. trimesterda olacak olan tüm hamile kadınların grip aşısı olmalarını önermektedir. Amerikadaki diğer bilimsel dernekler de bu öneriyi desteklemektedir.

Grip aşısı inkative virüs aşısı olduğundan yai canlı virüs içermediğinden gebelikte kullanımının herhangi bir sakıncası yoktur. İkibin hamile kadın üzerinde yapılan bir araştırmada aşının ne anne adayı ne de bebek üzerinde herhangi bir olumsuz etkisinin olmadığı gösterilmiştir. Benzer ancak daha az sayıda kadın üzerinde yapılan başka bir araştırma da aynı sonucu vermiştir.

Grip aşısı gebeliğin her döneminde güvenli olmakla birlikte, ilk trimesterda çok gerekli olmadıkça ilaç kullanımından kaçınma geleneği nedeni ile pekçok hekim aşıyı bu dönemin sonunda yaptırmayı uygun görmektedir. Yine ilk trimesterda düşük olma olasılığı fazla olduğundan bu dönem atlatıldıktan sonra aşının yapılması daha uygundur.

Aşı aynı zamanda emziren annelerde de güvenle yapılabilir.

Kimlere yapılmaz?
Grip aşısı, aşının içinde bulunan maddelere ve özellikle yumurtaya karşı alerjisi olanlara yapılamaz.

Ne zaman yapılır?
Grip aşısı için en uygun dönem Ekim ve Kasım aylarıdır. Ancak bu aylarda hamileliklerinin ilk trimesterını yaşayanlarda ertelenebilir. Aşı kas içi enjeksiyon olarak koldan yapılır.

Yan etkiler
Grip aşısı canlı virüs içermediğinde hastalığa neden olmaz. Aşı sonrası erken dönemde ortaya çıkan grip tamamen rastlantısaldır.

En sık karşılaşılan yan etki enjeksiyon alanında görülen şişlik ile hassasyettir ve olguların %10-64′ünde görülür.

Ateş, halsizlik, kas ağrısı gibi elirtiler özellikle ilk kez aşı olanlarda 6-12 saat sonra ortaya çıkabilir ve genelde 1-2 günde kaybolur.

Nadiren alerjik reaksiyon ve anafilaksi gelişebilir. Yine çok nadir olarak Gullain-Barre Sendromunun ortaya çıkabileceği bildirilmiştir.

Sonuç olarak hamilelikte grip aşısı güvenlidir ve yapılması önerilmektedir.

Gebelikte grip ve soğuk algınlığı

Sonbaharın gelmesi yanlızca sıcak yaz günlerinin ve tatilin sona erdiğini göstermekle kalmaz. Sonbahar değişken hava sıcaklıkları ile birlikte aynı zamanda kış hastalıkları olan grip ve soğuk algınlığı sezonunun da habercisidir. Normal zamanlarda bile çok rahatsızlık verici olan bu durum hamilelikte hem daha çok sıkıntı yaratır hem de anne adaylarının bebekleri açısından endişelenmesine neden olur.

Grip ve soğuk algınlığı nedir?
Grip (bilimsel adı ile influenza) ve soğuk algınlığı birbiriyle çok sık karıştırılan ve hatta birbiri yerine kullanılan iki terim olmakla birlikte aslında birbirlerinden çok farklı iki durumu ifade ederler. Her iki hastalıkta da benzer belirtiler görülmekle birlikte hem hastalığın nedeni hem de sonuçları çok farklıdır.

Her iki hastalık da viruslerin neden olduğu ve üst solunum yollarını tutan hastalıklardır. Grip Influenza A, B, ve C adı verilen 3 tür viruse bağlı bir hastalıkken, 200 değişik tür vürus soğuk algınlığına neden olabilir.

Soğuk algınlığı
Soğuk algınlığı genelde burnu tutan bir hastalıktır ve bu hastalığa neden olan mikropların önemli bir kısmı rhinovirus adı verilen gruba dahildir. Rhino Yunanca burun anlamına gelmektedir.

Belirtiler genelde vürusle karsilasildiktan 2 günsonra ortaya çıkar. En sık karşılaşılan yakınmalar nezle, burun tıkanıklığı ve hapşırmadır. Ateş genelde görülmezken boğaz ağrısı ya da hasassiyet olabilir ancak muayenede boğazda kızarıklığa nadiren rastlanır. Sinüslerde ağrı ve kulak ağrısı sık görülür.

Virüsün tipine bağlı olarak gözlerde sulanma, öksürük, geniz akıntısı, iştahsızlık, halsizlik gibi yakınmalar da olaya eşlik edebilir ancak yine de sorunun merkezi burundur.

İlk başta daha sıvı olan burun akıntısı birkaç gün içinde koyulaşarak kıvam değiştirebilir ve rengi sarı-yeşile dönebilir.

Belirtiler 7-10 gün içinde azalarak kendiliğinen kaybolur.

Grip
Influenza viruslerinin neden olduğu grip hastalığı ise her yıl yaygın salgınlara neden olabilen ciddi bir hastalıktır. Geçtiğimiz yüzyılın başında meydana gelen ve tüm dünyayı etkileyen grip salgını 20 milyondan fazla insanın ölümüne neden olmuştur.

Amerikan Hastalık Kontrol Merkezinin verilerine göre her yıl nüfusun %10-20’si gibe yakalanmakta ve ortalama 114.000 kişi grip nedeni ile hastanede tedavi edilmek zorunda kalmakta ve 20.000′den fazla kişi hayatını kaybetmektedir. Hayatını kaybeden hastaların önemli bir kısmı ya ciddi sağlı sorunu olan kronik hastalar, ya da ileri yaştaki düşkün kişilerdir. Bu nedenle grip çok ciddi bir hastalıktır.

Hastalığa neden olan virüs çok sık aralıklarla form değiştirdiği için yaygın salgınlara neden olur. Daha seyrek aralıklarla ise virüsün yapısında büyük değişimler meydana gelir ve tüm dünyayı etkileyen salgınlar görülür.

Hastalık genelde vücut sıcaklığında yükselme yani ateş ile başlar. Yüzde kızarıklık ve halsizlik tabloya eşlik eder. Bazı kişilerde başdönmesi, bulantı ve kusma görülebilir. Ateş genelde 2-3 gün devam ederken nadiren 5 güne kadar uzayabilir. Ateşten sonra genel vücut bulguları ortaya çıkar ve solunum sistemi yakınmaları artar. En önemli bulgulardan birisi kuru öksürüktür. Bununla birlikte boğaz ağrısı, boğazda kızarıklık, soğuk algınlığı belirtileri, yaygın ks ve eklem ağrıları sık görülür.

Grip virüsü solunum sistemi içinde burun, boğaz, soluk borusu hatta akciğerlere bile yerleşebilir ve zaatürreye neden olabilir. Soğuk algınlığına neden olan virüslerden farklı olarak solunum sistemini döşeyen epitel tabakasına zarar vererek bakterilerin de olaya karışmasına neden olabilir.

Öksürük dışındaki belirtiler genelde 1 hafta içinde kendiliğinden kaybolurken öksürük birkaçhafta daha devam edebilir.

Bulaşma yolları
Her iki hastalık da damlacık enfeksiyonu şeklinde havadan bulaşır. Virüsü taşıyan kişi hapşırdığında milyonlarca virus havaya karışır ve kişinin göz, burun ve ağızından girerek enfeksiyona neden olur. Virüsu alan kişi bundan sonraki ilk 2 gün civarında en fazla bulaştırıcılığa sahiptir. Yani belirtilerin ilk görüldüğü dönem bulaşıcılığın da en fazla olduğu dönemdir.

Öte yandan eller de bulaşmada rol oynayabilir. Hasta olan bir kişi eli ile burnunu sildikten sonra örneğin bir başkası ile el sıkıştığında ve elini sıktığı kişi daha sonra gözünü kaşıdığında hastalığı alabilir.

Grip ve soğuk algınlığı arasındaki farklar nelerdir?
Bu iki hastalığın ayrımını yapmak her zaman kolay değildir ancak kural olmamakla birlikte bazı farklılıklar yardımcı olabilir. Soğuk algınlığı genelde burunu etkilerken grip tüm vücudu etkiler

Gribin belirtileri

Soğuk algınlığının belirtileri

Her iki hastalık da kopmlikasyonlara neden olabilirken zaatürre gibi ciddi durumlar soğuk algınlığında görülmez.

Grip ile soğuk algınlığı arasındaki temel farklardan birisi de gribin aşı ile önlenebilir bir hastalık olmasıdır.

Hamilelik, grip ve grip aşısı

Hamilelik tek başına gribe yakalanmak için bir risk oluşturmaz. Ancak hamile bir kadın gribe yakalandığında komplikasyon görülme şansı çok daha artmaktadır. Aynı yaş grubundan kadınlar karşılaştırıldığında hamile olanların grip nedeni ile hastaneye yatırılarak tedavi edilme oranlarının hamile olmayanlara göre daha yüksek olduğu görülmektedir. Hamilelik kişinin bağışıklık siteminin yanı sıra dolaşım ve solunum sisteminde de değişikliklere neden olarak komplikasyonlar açısından daha yüksek risk altında olmalarına yol açar.

Öte yandan hamileliğin son dönemlerinde gribe yakalanan bir anne adayının doğum sonrası hastalığını bebeğine geçirme şansı fazladır.

Grip aşısı canlı virüs içermeyen ve hamilelikte kullanılabilen güvenli bir aşıdır. Amerikan jinekolog ve Obstetrisyenler birliği (ACOG) 2000 yılıaralık ayında yayınladığı görüşünde salgın mevsiminde hamileliğinin ikinci ya da üçün trimesterinda olan kadınlara grip aşısı olmaları önermektedir.

Yine aynı bildiride şeker hastalığı, astım, hipertansiyon gibi yüksek risk durumlarının varlığında gebelik yaşına bakılmaksızın grip aşısı yapılması önerilmektedir. Bu gibi yüksek risk faktörleri olmayan kadınlarda ise aşının ilk trimester sonunda yapılması önerilmektedir.

Bununla birlikte aşı sonrası annede gelişen antikorlar bir miktar bebeğe de geçerek yaşamının ilk aylarında onu da gribe karşı koruyacaktır.

Grip mevsimi genelde Kasım-Nisan aylarını kapsar. Hastalık en fazla Aralık ile Mart başına kadar olan dönemde görülür. Salgın başladığında genelde ilk 3 hafta en etkili olduğu dönemdir hastalanan kişi sayısı sonraki 3-4 haftada giderek azalır. Aşı için en ideal dönem Ekim ayı ile Kasım ayı ortasına kadar olan zaman aralığıdır. Aşı sonrası antikor üretilmesi ve koruyuculuğun başlaması için 1-2 haftaya gerek vardır. Grip aşısının koruyuculuğu %70-90 arasında değişmektedir.

Grip aşısı gebelikte ve emzirme döneminde güvenli olarak kabul edilmektedir.

Grip aşısının olası yan etkileri şunlardır:

Grip aşısı gribe neden olmaz. Aşı sonrası ilk 2 hafta içinde görülen üst solunum yolları enfeksiyonları tamamen tesadüfüdir ve aşı ile bir ilgisi yoktur.

Öte yandan aşı hazırlanırken yumurta kullanıldığı için yumurta alerjisi olanlarda grip aşısı kontraendikedir ve yapılmamalıdır

Tedavi
Ne yazik ki her iki hastalık için de etkili bir tedavi yoktur. Hiçbir ilaç ya da uygulama hastalığın süresini kısaltmaz. Eskiler soğuk algınlığı ilaç ile 7 günde ilaçsı 1 haftada geçer derler. Ancak yakınmaların daha hafif ve daha az rahatsızlık verecek şekilde atlatılmasına yardımcı olabilecek destek tedavileri uygulanmalıdır.

Amerika Birleşik Devletlerinde Influenza virüsüne karşı ilaçlar bulunmaktadır. Ancak bu ilaçların etkili olabilmesi için hastalık belirtileri başladıktan sonraki ilk 48 saat içinde alınması gereklidir. Hamilelikte C kategorisine giren bu ilaçlar ancak anne adayı ciddi risk altındaysa kullanılmalıdır.

Grip ya da soğuk algınlığı sırasında destekleyici tedavi ve yapılması gerekenler şunlardır:

Aşağıdaki durumlarda mutlaka doktorunuza başvurmalısınız