Imitrex

Diyet Ve Kadın

Sağlık Kütüphanesi

Archive for Nisan, 2008

İmplanon

İstenmeyen gebeliklerin önlenmesi amacıyla implant adındaki cilt altına yerleştirilen ve hormon salgılayan çubuklar uzun zamandır ülkemizde ve dünyada kullanılmaktadır. Toplam 6 tane olan bu çubuklar kol iç yüzeyinde cildin hemen altına yerleştirilerek 5 yıl boyunca koruma sağlarlar.

Ülkemizde İmplanon ticari adı ile piyasaya sürülen yeni bir implant ise sadece tek bir çubuk ile 3 yıl süreyle koruma sağlamaktadır.

Nasıl etki eder?
Cilt altına yerleştirilen implant 3 yıl boyunca progesteron hormonu salgılayarak gebeliğe karşı koruma sağlar. Progesteron yumurtlamayı engellemesinin yanısıra rahim ağzı salgısının yapısını değiştirerek spermin rahim içinde ilerlemesini bozar. Ayrıca rahim iç zarının incelmesini sağlayarak döllenmiş yumurtanın burada tutunmasının önüne geçer. Yumurtlamayı engelleme yeteneği kombine hormonal yöntemlere göre daha düşüktür.

Nasıl yerleştirilir?

İmplant aktif olarak kullanılmayan kolun (sağ elini kullananlarda sol kol, sol elini kullanalarda sağ kol) üst kısmına küçük bir cerrahi işlem ile yerleştirilir ve istendiğinde yine küçük bir cerrahi işlem ile çıkartılır. Takma ve çıkarma işlemi sadece bu iş için özel eğitim almış hekimlerce yapılmalıdır. Lokal anestezi eşliğinde yapılan takma işlemi yaklaşık 1-2 dakika sürer.

Etkinliği ne kadardır?
3 yıllık koruma sağlayan yöntemin başarısı %99.3 cvarındadır.

Ne zaman yerleştirilmelidir?

İmplantın uygun zamanda yerleştirilmesi ile koruyuculuk hemen başlar. Bunun için daha önce kullanılan yöntem de bilinmelidir.

  • Hormon türü bir doğum kontrol yöntemi kullanılmıyorsa adet kanamasının ilk 5 günü içinde
  • Doğum kontrol hapı kullananlarda son tabletten hemen sonra (hap alınmayan sürenin sonuna kadar bir dönemde takılabilir.)
  • Minipil kullananlarda unutulmadan zamanında hergün hap alınmışsa aynı gün
  • İğne kullananlarda bir sonraki enjeksiyon zamanında
  • Implant kullananlarda var olan implant çıkarılır çıkarılmaz
  • İlk üç ayda olan düşüklerden ya da kürtajdan hemen sonra
  • Doğum sonrası anne emzirmiyorsa doğumdan 21 - 28 gün sonra, anne emziriyorsa doğumdan 6 hafta sonra
  • Daha önce bir korunma yöntemi kullanılmıyorsa ve adet döneminin kaçıncı gününde olduğundan emin olmayanlarda, gebelik olmadığı testler ile kanıtlandıktan sonra takılabilir. Ancak bu durumda 7 gün boyunca ek bir korunma yöntemi uygulanmalıdır.

Avantajları nelerdir?

Dezvantajları nelerdir?

Kimler için uygundur?

Kimler için uygun değildir

Yan etkileri nelerdir?
3 yıllık implantın yan etkileri çok fazla değildir. En sık karşılaşılan durum adet kanamalarındaki düzensizliklerdir. Bunun yanısıra baş ağrısı, kilo değişiklikleri, memelerde hassasiyet vb. görülebilir.

DİKKAT
Vajinal halka da dahil olmak üzere prezervatif dışında hiçbir yöntem cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı bir koruma sağlamaz.

Doğum kontrol flasteri

Doğum kontrol bandı haftalık olarak kullanılan ve yüksek etkinliğe sahip bir doğum kontrol yöntemidir.

Nasıl etki eder?
Doğum kontrol bandının etki mekanizması doğum kontrol haplarına benzer. Haplarla aynı şekilde östrojen ve progesteron hormonlarını içerir. Kullanımı son derece basittir. Yaklaşık 4.5 santimetrekare genişliğinde bej renkli olan bant kol, bacak, kalça, karnın lt bölgesi gibi memelerden uzak bir vücut bölgesine yapıştırılır ve 1 hafta süreyle sabit miktarlarda hormon salgılayarak kan dolaşımına karışmasını sağlar. Tıpkı haplarda olduğu gibi birden fazla mekanizma ile gebeliği engeller. Asıl etkisini yumurtlamayı engelleyerek gösterir ancak bunun yanısıra rahim ağzı salgısının yapısını değiştirerek spermin taşınmasını bozar. Ayrıca rahim iç zarının kalınlaşmasını engeler.. Bu sayede yumurta dölense bile rahim içinde tutunabileceği uygun bir ortam bulamaz.

Etkinliği ne kadardır?
Doğum kontrol bandı doğru şekilde kullanıldığında etkinliği çok yüksek oan bir yöntemdir. Kullanımın ilk yılında başarısızlık oranı %1.2 civarındadır. Aşırı kilolu kadınlarda etkinliği açık değildir ve biraz daha düşük olması beklenir. Bu nedenle 90 kilonun üzerindeki kadınlarda başka bir yöntem tercih edilmesi daha doğru bir yaklaşımdır.

Nasıl kullanılır?
Doğum kontrol bandı tıpkı haplarda olduğu gibi 28 günlük adet siklusu prensibine göre kullanılır.Her kutuda 3 adet bant bulunur. İlk kez kullanımda kanamanın ilk günü kol, bacak, kalça gibi memelerden uzak bir bölgeye yapışıtırılır ve 7 gün boyunca düşük dozlu haplarda olduğu gibi 20 mikrogram östrojen salgılar. 7 gün sonra eski bant çıkartılarak yenisi yapştırılır. Üç hafta boyunca bu şekilde kullanıldıktan sonra kullanıma 1 hafta ara verilir. Bantlar her seferinde haftanın aynı günü değiştirilmelidir. Yeni bant yapıştırılırken eski bantın çıkartıldığı yerden farklı bir yere yapıştırılması cilt hassasiyetini engellemek açısından önerilmektedir. Bantın kullanılmadığı bir haftalık arada adet kanaması gerçekleşir. Koruyuculuk kullanımla aynı anda başlar.

Band sahip olduğu yapışkan özellik sayesinde banyo yaparken, yüzerken ya da terleme ile yerinden çıkmaz. Bazı klinik araştırmalarda %5′den daha az durumda bandın kısmen ya da tamamen yapıştığı yerden ayrıldığı saptanmıştır.Özellikle krem ya da yağlı maddeler kullanılırken bunların banda yakın yerlere sürülmemesi yapışkanlığın korunması açısından önemlidir.

Bant çıkarsa ne yapılmalıdır?
İlk önce yeniden yerine yapıştırmaya çalışılmalıdır. Eğer yapışkanlık özelliği kaybedildiyse yeni bir bant ile değiştirilmelidir. Bu yeni flaster yerinden çıkanın kalması gereken güne kadar kullanılmalı daha sonra yeni bir flaster ile değiştirilmelidir.Eğer flaster 24 saatten daha uzun bir süre ciltte yapışık halde durmadıysa bu sefer yeni bir kutuya başlanmalı ve 1 hafta süreyle ek bir korunma (prezervatif gibi) uygulanmalıdır.

Yan etkileri nelerdir?
Doğum kontrol flasterinin yan etkileri doğum kontrol haplarına benzer. Özellikle kullanımın ilk dönemlerinde ara kanamalar ya da lekelenmeler görülebilir. Bu etkiler birkaç aylık kullanımdan sonra ortadan kaybolur. Bir başka etki de ciltte yapıştırılan alanda görülen hassasiyet ve kızarıklıklardır. Çok nadir olgularda ortaya çıkar.

Kimler kullanamaz?
Doğum kontrol haplarını kullanması sakıncalı olan kadınlar bu yöntemi de kullanamazlar.

Kombine hormonal doğum kontrol yöntemlerinin avantaj, dezavantaj ve yan etkileri ile ilgili olarak “kombine hormonal doğum kontrol yöntemleri ile ilgili uyarılar” başlıklı yazıyı okuyunuz.

DİKKAT
Doğum kontrol flasteri de dahil olmak üzere prezervatif dışında hiçbir yöntem cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı bir koruma sağlamaz.

NOT: Doğum kontrol flasteri ülkemizde piyasada bulunmamaktadır.

Vajinal kontraseptif halka

İstenmeyen gebeliklerin önlenmesinde kullanılan yeni yöntemlerden birisi de vajinaya yerleştirilen halkadır.

Vajinal halka 5.4 santimetre çapında ve 4 milimetre kalınlığında hormon içeren bir halkadır. Doğum kontrol haplarında da bulunan östrojen ve progesteron hormonlarını içeren halka kullanıcı tarafından vajina içerisine yerleştirilir. Yerleştirilmesi son derece kolay ve ağrısızdır. Vajinal halka 3 hafta boyunca (doğum kontrol haplarında hap kullanılan zaman ile aynı süre) yerinde kalarak hormon salgılar. Üçüncü haftanın sonunda çıkarılarak 1 hafta kullanıma ara verilir.Bu süre içinde adet kanaması gerçekleşir. 1 haftalık aradan sonra yeni bir halka yerleştirilerek kullanıma devam edilir.

Tarihçe
Sadece progesteron içeren vajinal halkalar uzun yıllardır dünyada kullanılmaktaydı. Üç ile 6 ay süreyle yerinde kalan ve hormon salgılayan bu yöntem sıkça görülen adet düzensizlikleri ve etkinliğin nispeten düşük olması (%3-6 başarısızlık) nedeni ile yaygın kullanım alanı bulamamıştı. Geçtiğimiz yıllarda ABD’de ilaç ve gıda dairesinin onayını alarak kullanıma sunulan yeni yöntemde ise her iki hormonun da bulunması bu olumsuz etkileri ortadan kaldırdı. Üstelik içerdiği östrojen hormonu en düşük dozlu doğum kontrol haplarından bile daha düşük Şu anda kullanılan en düşük dozlu doğum kontrol hapı 20 mikrogram östrojen içerirken halka 15 mikrogram östrojen içermekte.

Yerleştirilmesi ve çıkarılması
Vajinal halka kullanıcı tarafından tarif formunda anlatıldığı şekilde son derece kolayca takılır ve çıkartılır. Takılması tampon yerleştirlmesine benzer. Bariyer bir yöntem olmadığı için yanlış takılması nedeni ile etkinliğin azalması söz konusu değildir. İlk kez kullanımda adet kanamasının ilk 3-4 günü içinde takılması gereklidir.

Etkinliği ne kadardır?
Vajinal halkanın etkinliği doğum kontrol hapları ile benzerdir. Bir yıllık kullanım sonrası başarısızlık oranı %0.7′den daha düşüktür.

Avantajları nelerdir?
Vajinal halka doğum kontrol yöntemerine yeni bir boyut getirmiştir.

Öte yandan vajinal halka aynı tür hormonları içerdiği için doğum kontrol haplarında olduğu gibi istenmeyen gebeliklerin önlenmesi dışında bazı sağlık yararlarını da birlikte getirir.

Dezavantajları nelerdir?
Vajinal halka kullanımı sırasında bazı istenmeyen etkiler ortaya çıkabilir. En sık karşılaşılan sorunlar şunlardır:

Aşağıdaki durumlar ortaya çıktığında mutlaka jinekloğunuzla görüşmelisiniz.

Kimler kullanamaz?
Östrojen veya doğum kontrol hapı kullanması sakıncalı olan kişiler vajinal halka kullanmamalıdır. Bunlara örnek olarak 35 yaş üstü sigara içen kadınlar, şeker hastaları, pıhtılaşma bozukluğu olanlar sayılabilir. Vajinal halka mutlaka doktor önerisi ile kullanılmalıdır.

Kombine hormonal doğum kontrol yöntemlerinin avantaj, dezavantaj ve yan etkileri ile ilgili olarak “kombine hormonal doğum kontrol yöntemleri ile ilgili uyarılar” başlıklı yazıyı okuyunuz.

Sık sorulan sorular:
Doğru yerleştirdiğimi nasıl anlarım?
Vajinal halka için doğru pozisyon yoktur. Bariyer yöntem olmadığı için yanlış yerleştirmeye bağlı etkide azalma olmaz. Eğer yerleştirme sonrası rahatsızlık hissederseniz halkayı biraz daha yukarıya doğru itmeyi deneyin

Düşerse ne yapılmalıdır?
Vajinal halkanın düşmesi son derece nadir karşılaşılan bir durumdur ve %3′den daha az kullanıcıda görülür. Düşmesi halinde hemen yeniden yerleştirlebilir. Yerleştirmeden önce soğuk suyla yıkanmasında bir sakınca yoktur.Eğer halka 3 saatten daha fazla süreyle dışarıda kalırsa yeniden takıldıktan sonra 7 gün süreyle ek bir yöntem kullanılmalıdır.

Halka yeniden kullanılabilir mi ya da 3 haftadan daha uzun bir süre yerinde kalabilir mi?
Kesinlikle hayır. Halkanın içerdiği hormon 3 haftanın sonunda tükenir ve koruması ortadan kalkar

DİKKAT
Vajinal halka da dahil olmak üzere prezervatif dışında hiçbir yöntem cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı bir koruma sağlamaz.

NOT: Vajinal halka ülkemizde piyasada bulunmamaktadır

Hamilelikte bulantı ve kusma (hiperemesis gravidarum)

Günlük yaşamda midesi bulanan birisine en sık yapılan espirilerden birisi hamilemisin? diye sormaktır. Filmlerin bir çoğunda karakterlerden birinin hamile kaldığı izlenimi durup dururken midesinin bulanması ya da kusması yoluyla verilir. Hamilelik ve bulantı arasındaki ilişki bu derece güçlüdür.

Yapılan pekçok araştırmada her 100 hamile kadından 50 ile 70′inin az ya da çok bulantı ve kusma sorunu yaşadığı saptanmaktadır. Her 1000 hamile kadından 5-10′unda ise bulantı ve kusmalar hastaneye yatacak ve besin maddelerinin damardan verilmesini gerektirecek kadar şiddetli olmaktadır.

Yakınmalar sabahın erken saatlerinde daha şiddetli olduğu için durum İngilizce’de sabah hastalığı anlamına gelen “morning sickness” şeklinde adlandırılır. Duruma verilen bir başka isim de gebelik hastalığıdır. Bilimsel olarak ise emesis gravidarum olarak tanımlanır. Şiddetli olgular ise hiperemesis gravidarum adını alır.

Hamileliğe bağlı bulantı ve kusmalar genelde gebeliğin 6. haftası civarında başlar ve 14-16. haftalar arasında şiddetli giderek hafifler ve kaybolur. Bununla birlikte bazı kadınlarda belirtiler 4. haftada başlayıp tüm hamilelik boyunca da devam edebilir.

Bulantı ve kusmalar ilk hamileliğini yaşayanlarda daha fazla görülmekle birlikte bu bir kural değildir. Her hamilelik birbirinden farklı olduğu için aynı kadının iki hamileliği arasında da farklılıklar olabilir. İlk hamileliğinde sorun yaşamayan bir kadının ikinci hamileliğinde şiddetli bulantı ve kusmalar görülebileceği gibi bunun tam tersi de söz konusu olabilir.

Gebeliğin erken dönemlerinde bu sorunu yaşayan ve bir miktar kilo da kaybeden anne adayının en büyük endişesi kendisi birşey yiyemediği için bebeğinde sorun çıkma olasılığıdır. Kilo kaybının aşırı olmadığı, anne adayında sıvı elektrolit denge bozukluklarıın görülmediği olgularda bebeğin zarar görme olasılığı son derece düşüktür:

Genel olarak bulantı ve kusmaların olması gebeliğin yolunda gittiğinin bir göstergesi olarak kabul edilir. Gözleme dayalı çalışmalarda bulantı ve kusma yaşayan kadınlarda düşük yapma olasılığının daha az olduğu gösterilmiştir. Bu durumun nedeni tam olarak bilinmemektedir. Ancak bazı araştırmacılar bulantıların anne adayını bebeğe zarar verebilecek bazı maddelerden uzak tuttuğunu kusmaların ise yine anne adayında bulunan ve yine bebeğe zarar verebilecek bazı toksinlerin uzaklaştırılmasına yaradığını ileri sürmektedirler ve bu iddialarını doğanın koruma mekanizmalarından biri olarak tanımlamaktadırlar. Ancak bu iddiaları destekleyecek yeterli bilimsel kanıt mevcut değildir.

Öte yandan anne adayında bulantı ve kusma olmaması ya da çok hafif olması da asla birşeylerin ters gittiği anlamına gelmez.

Nedenleri
Hamilelik sırasında görülen bulantı ve kusmaların altına yatan nedenin ne olduğu tam olarak bilinmemektedir. Yakınmaların kanda gebeliğe bağlı olarak yükselen hCG, ve östrojen hormonlarının artış şekline paralel olması, hormonların normalden yüksek olduğu çoğul gebelik ve mol gebelik gibi durumlarda daha şiddetli görülmesi gibi gözlemler nedeni ile bu hormonların beyindeki bulantı merkezini uyararak tabloya neden olduğu düşünülmektedir.

Öte yandan psikolojik ve fiziksel stress ve yorgunluk da bulantı ve kusmaları arttırabilmektedir. Özellikle istenmeyen gebelik varlığında durum daha şiddetli olabilmektedir.

Hamile kadınların kokuya olan hassasiyetleri çok artmaktadır. Bu hassasiyet özellikle sigara, yemek ve parfüm kokularında daha belirgindir. Hamile bir kadın bu tür kokuları şaşılacak bir şekilde çok uzaklardan dahi fark edebilmektedir. Bu durumun altında yatan neden de tam olarak bilinmemekle birlikte artan östrojen hormonunun sorumlu olduğu düşünülmektedir. Kokular kadında öğürme refleksini harekete geçirerek kusmaları tetikleyebilir.

Yapılan bir çalışmada şiddetli bulantı ve kusma sorunu yaşayan hamile kadınlarda mide ülserinden de sorumlu olduğu düşünülen h.pylori isimli bakteriye daha sık rastlandığı saptanmıştır. Bununla birlikte h.pylori ile gebelik hastalığı arasında herhangi bir ilişki ortaya konamamıştır.

Gebelik bulantı ve kusmalarında en etkili sonuçların B6 vitamini ile alınması bu vitamin eksikliğinin altta yatan neden olabileceğini düşündürse de yapılan çalışmalarda kusma olan ve olmayan hastalar arasında B6 vitamini eksikliğinin görülme sıklığında bir fark olmadığı ortaya konmuştur. B6 vitamininin hangi mekanizma ile tabloyu düzelttiği bilinmemektedir.

Bir başka iddia da hamilelik sırasında vücudun karbonhidratları sindirme şeklinde ortaya çıkan değişimlerin de bu tabloya neden olabileceğidir. Bu değişimler direkt olarak bulantı ve kusmalara neden olmasa da kişiyi olayı tetikleyen faktörlere karşı daha hassas hale getirebilir.

Kimler daha yüksek risk altındadır?
Kesin olmamakla birlikte

Belirtileri
Gebelik hastalığında en sık karşılaşılan bulgu hastalığın adından da anlaşılabileceği gibi bulantı ve kusmalardır. Altıncı hafta civarında başlayan yakınmalar 8-12 haftalar arasında zirveye ulaşır, daha sonra giderek hafifler ve 14-16 haftalar civarında kaybolur.Yakınmalar genelde sabahları daha şiddetli olur. Ancak bazı kadınlarda gün sonunda şikayetler artabilir.

Yemek, parfüm, sigara gibi yoğun kokular genelde yakınmaları tetikler. Bazı kadınlarda sadece öğürme hissi olurken bulantı ve kusma görülmez ya da sadece öğürtü ve bulantı olur ancak kusma olmaz. Pekçok yemek kokusu olayı tetiklediğinden kişi yemek yemek istemeyebilir. Buna bağlı olarak 3-4 kilogram civarında bir kilo kaybı görülebilir.

Kişinin hayat kalitesi olaydan olumsuz yönde etkilenebilir iş ve ev yaşamında sorunlar yaşanabilir.

Gebelik hastalığında görülebilen diğer yakınmalar çarpıntı, tükürük salgısında aşırı artış ve ağız kokusudur.

Bulantıların şiddetine bağlı olarak yemek borusunda tahriş ve yemek borusu ile midenin birleştiği yerde küçük yırtıklar olabilir. Mallory-Weis sendromu adı verilen bu durumda kusmuk materyali içinde taze kan görülebilir.

Çok şiddetli olgularda sıvı elektrolit dengesizlikleri, dehidratasyon (sıvı azalması), ateş, kanda asit-baz bozuklukları, deride kuruluk, kan basıncında azalma, idrar miktarında azalma ortaya çıkabilir. Bu hastalarda kanda keto asitler arttığı için diabet komasındakine benzer bir ağız kokusu olabilir.

Tedavi edilmeyen ihmal edilmiş şiddetli hiperemesis gravidarum olgularında Wernicke ensefalopatisi adı verilen ve nadir görülen bir sinir sistemi hastalığı ve hatta ölüm dahi söz konusu olabilir.

Bebek üzerindeki etkileri
Hafif ve orta derecede bulantı ve kusma varlığının gebeliğin yolunda seyrettiği şeklinde yorumlanabileceğini belirtlmiştik. Tablonun daha şiddetli olduğu hiperemesis gravidarum olgularında yapılan pekçok çalışmada da yakınması olan ve olmayan kadınların bebeklerinin sağlık durumları arasında önemli bir farklılık olmadığı gösterilmiştir. Bununla birlikte hastaneye yatmayı gerektirecek kadar şiddetli yakınması olan kişilerin bebeklerinde düşük doğum ağrılığına daha sık rastlanmaktadır.

Tanı
Hafif ve orta şiddetle olgularda tanı öyküye dayanılarak konur. Şiddetli olgularda ise değerlendirme daha farklıdır.

Şiddetli hipermesis gravidarum olgularında öncelikle bu tabloya neden olabilecek mol gebelik, böbrek enfeksiyonu, pankreas iltihabı, safra kesesi hastalıkları hepatit, apandisit, gastroenterit, mide ülseri, tiroid hormon yüksekliği gibi hastalıkların olmadığının gösterilmesi için genel bir fizik muayene yapılır.

Ardından olayın şiddetini saptamak amacıyla bazı laboratuvar testlerine başvurulur.

İdrar testi yapılarak yoğunluğu ölçülür ve vücudun sıvı açığı hakkında fikir edinilir. İdrarda aseton ve keton bulunması ve bunların miktarı da olayın şiddeti hakkında direkt bilgi verir.

Kan şekeri ölçümü, kan sayımı ve hematokrit incelemesi yapılır, yine kanda sodyum, potasyum ve klor gibi elektrolitler ölçülür, sıvı açığından ve asit-baz dengesizliğinden direkt etkilenebilecek organlar olan böbrek ve karaciğerin fonksiyonlarını incelemeye yönelik testler ile tiroid fonksiyon testleri yapılır.

Tedavi
Gebelik hastalığında tedavi olayın şiddetine göre değişir. Hafif olgularda genelde herhangi bir tedavi uygulanmazken sadece basit önlemler ile olay atlatılmaya çalışılır. Bunlar:

gibi basit önlemlerdir. Bilimsel kanıt olmasa da papatya çayı, zencefil, nane gibi bazı bitkilerin de yakınmaları azalttığı ileri sürülmektedir.

Son zamanlarda gebelik bulantıları için bileklikler piyasada satılmaya başlamıştır. Bu bilekliklerin bileğin iç kısmına hafif bir basınç uygulayarak bulantıları giderdiği ileri sürülmektedir. Akupunkturun bir varyantı olan acupressure temeline dayanan bu bilekliklerden yarar gördüğünü ileri süren pekçok kişi olmakla birlikte bilimsel olarak kanıtlanmış bir veri yoktur. Ancak bu bilekliklerin herhangi bir zararının olmadığı da göz önüne alınırsa kullanılmasında hiç bir sakınca yoktur.

Bu dönemde 3-4 kilo kaybedilmesi çok önemli bir sorun yaratmaz. Kişi canı ne istiyorsa ve ne yiyebiliyorsa onu yemelidir. Önemli olan kusmaların az olması ve sıvı kaybı olmamasıdır.

Bu önlemler ile yakınmaların azalmadığı olgularda ilaç tedavisi gündeme gelir. En sık kullanılan ilaçlar bulantı gidericiler ve antihistaminiklerdir. Her bulantı giderici ilaç hamilelikte kullanılmaz ancak kullanılabilen ilaçlar yıllardır denenen ve bebek üzerinde olumsuz bir etkisi saptanmayan ilaçlardır. Bazı anne adayları doktorlarının önerisine rağmen ilaç kullanmaktan çekinmektedirler. Bu son derece yanlış bir davranış şeklidir

Kullanılan diğer ilaç grubu ise B6 ve B12 vitaminleridir. Hamilelik bulantı ve kusmalarında en etkili ilaçlar bunlar olup bebek üzerinde hiçbir olumsuz etkileri yoktur.

Ağzıdan alınan ilaç tedavisine cevap vermeyen, kişinin ağzıdan beslenemediği ve sıvı alamadığı nadir görülen şiddetli durumlarda ve %10′dan fazla kilo kaybı görülen olgularda ise hastaneye yatırılarak tedavi gündeme gelir. Burada amaç kişinin sıvı ve elektrolit açığını kapatmaktır. Bu amaçla damar yolu açılarak sıvı desteği sağlanır. Verilen sıvıların sodyum, potasyum ve klor gibi elektrolitlerden ve asit-baz dengesini sağlayıcı maddelerden dengeli miktarda içermesi gereklidir. Kişinin enerji gereksinimini de karşılamak amacıyla elektrolitlerin yanısıra karbonhidrat da içeren sıvılar tercih edillir.

Sıvı içerisine genelde B6-B12 vitaminleri de eklenir. Bulantı giderici ilaçlar da kalçadan, ya da sıvı içerisinde verilir.

Bulantı ve kusma kesilene kadar hastaya ağız yoluyla herhangi birşey verilmez. daha sonra ise diyetisyen tarafından planlanan hiperemesis dietine geçilir. Kişi ağızdan sıvı ve gıda alımını tolere ettikten sonra ise normal beslenmeye geçillir.

Bu destekleyici tedavi ile genelde 2-3 gün içinde tablo hızla düzelir ve hasta ağızdan beslenebilecek hale gelir ve taburcu edilir. Bazı durumlarda hamile kadının birkaç kere bu şekilde hastanede tedavi edilmesi gerekebilir.

Destekleyici tedaviye cevap vermeyen olgularda ise ek önlemler alınır. Hastanın loş bir odada yatırılarak ziyaret yasağı konabilir. Hatta bazı durumlarda birkaç gün süreyle eşinin bile ziyaretine izin verilmeyebilir. Ağzıdan hiçbir şekilde beslenemeyen kişilerde özel damar yolu açılarak total parenteral nutrisyon adı verilen tedavi uygulanır ve gereksinim duyulan karbonhidrat, protein ve yağ solüsyon şeklinde bu damar yolundan verilir.

Çok nadir olarak hastada hiçbir tedaviye yanıt alınamaz ve gebeliğin sonlandırılması tek çözüm yolu olabilir.

Erken gebelikte sık karşılaşılan sorunlar

Gebelik anne adayının fizyoloji ve psikolojisini değiştiren uzun süreli bir dönemdir. Bu dönemde gerek fizyolojik gerekse patolojik pekçok yakınma anne adayını rahatsız eder. Bunlardan en çok karşılaşılanlar şunlardır.

Bulantı & Kusma
Gebelik esnasında salgılanan bazı hormonlar (özellikle bhCG) annede beyindeki bulantı merkezini etkileyerek bu şikayete neden olur. Genelde gebeliğin 6. haftası civarında başlar.Bulantı en sık sabah kalkıldığında hissedilir. Buna sabah hastalığı adı da verilir. Gün içerisinde normalde rahatsız etmeyen yemek kokuları, sigara kokusu, parfüm kokusu gibi uyaranlar anne adayında şiddetli bulantılar ve kusmalar yapabilir. Bu duruma Emesis gravidarum denir. Anne adayı tiksinme hissi nedeni ile yemek yiyemez. Emesis gravidarum durumunda yapılması gereken azar azar ama sık sık kuru gıdalar tüketmektir. Kuru ekmek, peksimet, kraker uygun yiyeceklerdir. Ayrıca bulantıyı uyaran etkenlerden mümkün olduğunca uzak durmak şikayetleri önemli ölçüde azaltır. Bu yaklaşım ile şikayetler azalmaz ise bulantıyı önleyici ilaç tedavileri gündeme gelir. Burada tercih edilmesi gereken ilaçlar özellikle gebelik bulantılarına yönelik hazırlanmış ilaçlar olmalıdır ve mutlaka doktor tavsiyesi ile alınmaldır. B grubu vitaminler de faydalı olur. Kusmaların ilaçla da geçmediği durumlarda anne adayı yeteri kadar beslenemiyor demektir. Bu durumda anne öz kaynaklarını tüketmeye başlar ve kanda asit miktarı artar. Yapılan idrar tetkikinde bu asitlerin yüksek oranda saptanması hastanede yatarak tedaviyi gerektirir. Kusmalara bağlı olarak gelişen sıvı eksikliği ve sodyum, potasyum gibi bazı elementlerin açığı mutlaka tedavi edilmelidir.Anne adayına damardan sıvı, bulantı önleyici ilaçlar ve vitamin takviyesi yapılır. 2-3 gün içerisinde kişi kendini toparlar. Bu duruma hiperemesis gravidarum adı verilir. Gebeliği bağlı bulantı ve kusmalar 16. hafta civarında azalarak kaybolur. Çoğul gebelik, mol gebeliği gibi hormonların normalden fazla salgılandığı durumlarda şikayetler daha uzun süreli ve şiddetlidir.

Sık İdrara Çıkma
Gebelik ilerledikçe büyüyen rahim hemen önündeki mesanenin kapasitesini azaltır. Bu nedenle kişide sık sık idrara çıkma hissi görülür. Bu tamamen normal bir durumdur. Ancak idrar yaparken yanma söz konusu ise bir enfeksiyonun belirtisi olabilir ve mutlaka incelenmesi gerekir.

Vajinal Akıntı ve Kaşıntı
Gebelikte artan östrojen hormonunun etkisi ile vajinal akıntı ortaya çıkabilir. Bu akıntı renksiz ve kokusuzdur. Eğer beraberinde kötü koku mevcut ise ve akıntı sarı-yeşil renkte ise bir enfeksiyon söz konusu olabilir. Ayrıca yine gebelik esnasında vajinanın asiditesi ve glikojen miktarındaki değişimlere bağlı olarak mantar enfeksiyonlarına uygun bir zemin hazırlanır. İçerisinde beyaz renkli parçacıklar olan ve kaşıntının eşlik ettiği akıntılar mantar enfeksiyonu lehinedir ve mutlaka tedavi edilmesi gereklidir. Gebeliğin 2. yarısında aniden fazla miktarda olan su gibi akıntılar zarların erken açılması olabilir. Böyle bir durum süz konusu olduğunda hemen hekimle temasa geçilmelidir.

Kabızlık
Gebelikte salgılanan hormonlardan bazıları tüm istemsiz çalışan düz kaslarda gevşemeye neden olur. Bunun doğal sonucu olarak kişide kabızlık söz konusu olabilir. Gebeliğin son döneminde iyice büyüyen rahmin kalın barsağın son bölümüne baskı yapmasıda kabızlık nedeni olabilir.Bu aynı zamanda gebelikte ortaya çıkan basurun da nedenidir.Taze sebze ve meyvelerin bol tüketilmesi, beyaz ekmek yerine kepek ekmeği yenilmesi ve bol miktarda sıvı alınması kabızlığı bir ölçüde rahatlatabilir.

Yanma
Kabızlığa neden olan düz kaslardaki gevşeme benzer şekilde mide ve yemek borusu arasındaki valfdede gevşemeye neden olur. Bunun sonucunda mide içeriği yemek borusuna kaçar. Mide içeriği asidik bir sıvıdır. Mide dokusu aside dirençli olduğu halde yemek borusu değildir ve neticede bu asid madde tahrişe neden olur. Kişi bunu midede ve yemek borusu boyunca yanma oarak algılar. Özellikle yatar durumda daha fazla hissedilen bu durum çok fazla rahatsızlık veriyor ise asidi nötralize eden ilaçlar ile tedavi gerekebilir.Bu durumun önlenmesinde azar azar sık yemek yemek, yemek yerken dik oturmak, yemekten sonra 1-2 saat yatmamak, yatarken iki ya da üç yastıkla yatarak başı yukarıda tutmak fayda sağlar.Sigara, baharatlı yiyecekler, gazlı içecekler, çok tatlı ya da ekşi yiyecekler mide salgısını arttıracağı için yanma hissini de olumsuz etkiler.

Kasık ve Bel ağrıları
Gebeliğin başlangıcından itibaren sonuna kadar rahimde görülen ufak güçte kasılmalar anne adayı tarafından kasık ağrısı olarak algılanır. Bu durumda yapılacak çok fazla birşey yoktur. Bazı mineral içeren ilaçlar faydalı olabilir. Bu ağrılar giderek sıklaşıyor ve şiddetleniyor ise, beraberinde kanama ortaya çıkar ise hemen hekim ile görüşmek gerekir. Gebelik ilerledikçe vücudun ağırlık merkezinin değişmesi, omurga kıvrımının belirginleşmesi ve yine hormonlara bağlı olarak eklemlerde meydana gelen hafif gevşemeler bel ağrılarına neden olabilir. Ortopedik koltuk ve yatak kullanımı ile kültür fizik hareketleri ağrıların giderilmesinde yararlıdır.

Varisler ve kramplar, Bacaklarda şişlik
Büyüyen rahim bacaklardan gelen toplardamar sitemine bası yaparak kanda göllenmelere ve varislere neden olabilir. Yine dolaşım bozukluğuna bağlı olarak bacaklarda kramplar görülebilir. Süt ve süt ürünlerinin yeterli miktarda tüketilmesi kalsiyum eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan krampları azaltmasına rağmen dolaşım yetmezliğine bağlı görülen krampları etkilemez. Bunların tedavisinde çok fazla ayakta durmamak, mümkün olan her zaman bacakları uzatarak dinlenmek fayda sağlar. Varislerin çok belirginleştiği, krapmların yukarıdaki önlemlerle geçmediği hallerde hekim tavsiyesi ile varis çorapları kullanılabilir. Benzer mekanizma ile dolaşımın bozulması sonucu bacaklarda şişlikler olabilir. Yüzde ve ellerde görülen şişlikler gebelikte tansiyon yükselmesi yani preeklempsinin belirtisi olabileceğinden böyle bir durumun varlığında mutlaka hekim kontrolü gerekir.

Halsizlik, yorgunluk, çarpıntı
Gebeliğin ilk dönemlerinde bünyenin uyum sağlaması aşamalarında genel bir halsizlik hali söz konusu olabilir. İlerleyen dönemlerde bu durumun devam etmesi ve beraberinde çarpıntı hissi olması kansızlık lehinedir.

eXTReMe Tracker